güzel sözler çok anlamlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güzel sözler çok anlamlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Dindar-Edepli-Sozler

cüneyd-i bağdadi nin sözleri, cüneyd-i bağdadi sözleri, cüneyd-i bağdâdî sözleri, dini sozler bilgiler,

  • – Nafilelerde acele edip, farzlarda tembel davranmak, hevâya uymanın alâmetlerindendir.
  • –  Farz ibadetlerin ifası, sen onları erteleyip durmayasın diye belli vakitlerle sınırlandırılmış ; senin irade payın diye de genişçe bir zamana yayılmıştır.
  • –  Allahü Teâlâ, kullarının sâlih amel işleme arzusunun az olduğunu bildiği için ibadeti farz kılmış ve onları farziyyet zincirlerine vurarak  cennetine sevketmiştir.
  • –  Cenâb-ı Hakk sana hizmeti (ibadeti) farz kılmakla aslında cennetine girmeyi farz kılmıştır.
  • – Maddeye tapanlar deniz suyu içenlere benzer ; İçtikçe susuzlukları artar.
  •  
  • –  İki kişi arasında mütereddit kaldığın zaman nefse daha ağır gelenini tercih et. Zira nefse haktan gayrisi ağır gelmez.
  • –  Allah sana servet ihsan etmişse, onu Allah’ın rızası olacağı yerde sarfet. İnsan, nimeti arttıkça, şükrü artmalı.
  • –  Şükretmiyenlerin kalbine dalgınlık gelir. Bunların dilleri zikrullaha, kalbleri de huzura kavuşmaz.
  • –  Üstüne ilâhî mevhibelerin (bağış ve ihsan) yağmasını istiyorsan, fakr ve ihtiyaç halini islâh et. Sadakalar ancak fukara içindir.
  • –  Her söz, sâdır  olduğu  kalbin  kisvesine  bürünmüş  halde ortaya  çıkar.
  •  
  • –   Allah, kendi  dostuna  düşmanlık  edene,  ilân-ı harb  eder.
  • –  Allah’a  düşman  olduğu  belli  olmayan  kimselere düşmanlık etme.
  • – Dünyadaki her şeyin Allah katında belirlenmiş bir ecele kadar devam ettiğini bilmemiz, benliğimize izzet kazandırır.
  • –  Nerede öleceğini, ne zaman ruhunu vereceğini bilemezsin. Onun için Rabbine her halinde hüsn-ü zan et. Sûi zan etme. Ta ki Rabbine hüsn-ü zan ile kavuşasın.
  • –  Allah’ın  kullarına  dâima  şefkat  ve  merhametle  muamele  et,
  •  
  • –  Allahü Teâlâ gavuruna da, dinsizine de rızık veriyor. Hatta şefkat ve merhametini bütün hayvanâta teşmil ediyor. Onları yaratanın hatırı büyütür.
  •  –  Allah’ın üzerine farz kıldığı ibadetlere devam et. Farzlar arasındaki nâfileleri de kıl, amellerinden hiçbir şeyi küçük görme. Allah amelleri yaratırken hakir görmedi. Allah her emrini itinâ ve inâyetle vermiştir.
  • –  Herşey bir “Allah’ın kelâmı” olduğu için herşey gücünü ve bilgisini kelamdan alan bir “kelâm”dır. Çünkü bütün eşya hem “zihin”de hem de kelâmın “öz”ünde bulunmaktadır.
  •  –  Hayal gücü ; ister uyanıkken, ister uykuda olsun daima faaliyettedir. Uyanıkken bu meleke işini uygun bir şekilde yapmayacak kadar duyum izlenimleri tarafından celbedilir. Fakat uykuda duyular ve diğer melekeler istirahat halinde  iken hayal gücü tamamen uyanıktır.
  • – Burç değişti, yıldız şöyle oldu da yağmur yağdı diyenler. Allah’a küfür, yıldıza iman ettiler.
  • –   İyilik  olsun  kötülük  olsun,  hepsini  kendine  bulaştıran  insandır.
  • – Dünyada, berzahta, mahşerde ve cennet-cehennem de her şey Allah’ın emri altındadır.
  • –  İnsan nasıl karanlıktan doğup aydınlığa (nur) çıkıyorsa, sonunda aydınlıktan çıkıp karanlıkta kalacaktır. Bu nedenle karanlığınız sizi seven bir dost gibi peşinizi hiçbir zaman bırakmayacaktır.
  • –   Sıkıntılar  mevhibe  ( bağış  ve  ihsan) lerin  sergisidir.
  • –  Allah’ın, kendisini şehvetten kurtarıp gafletten uyandırmasını uzak gören kimse, -hâşâ- O’nun ilâhî kudretini âciz görmüş olur. Allahü Teâlâ her şeye muktedirdir.
  •  
  • –  Eğer kalp secdeye varırsa, artık o secdeden başını kaldırmaz. Sonsuza dek secdede kalır.  
  • –   Secde nedir ? Her secde edenin, kendi benliği olan aslını secdede görmesidir.
  • –  Müslümanlar ayrılığa düşmezlerse, onları kimse mağlup edemez.
  • –  Bütün müslümanlara, dinlerinde devamlı birlik ve bir gibi olmalarını, hiçbir suretle dinde ayrılık yapmamalarını vasiyet ederim. Allah’ın yardımı birlikledir.
  • –  Allahü Teâlâ’nın âsârından (eserlerinden ) kudret ve azâmetini düşün. Zâd ve mâhiyetini düşünme.
  • Meryem’in suyundan ve Cebrail’in nefesinden w:İsa topraktan yapılmış insan olarak ortaya çıktı. Ruhu özünde saftı ve sınırlanmıştı. Bu nedenle ruhu onun için belirlenen sürede orada bin yıldan fazla kaldı. Bu ruh Allah’tandır, başkasından değil. Bu nedenle ölüleri diriltti ve kilden kuş yaptı. Üst ve alt dünyadaki etkili eylemleriyle Allah’la olan ilişkisi kanıtlandı. Allah onun bedenini ve ruhunu temizledi, ve onu yaratılışta kendi benzeri yaptı.


  • Son gerçek insan Şit’in izinde yürüyecek, ilahi hakikatin sırlarını taşıyacak ve ondan sonra doğan olmayacaktır. O, son doğan çocuktur. O erkek çocuğun, ondan önce doğan, kafası ayağında bir kız kardeş olacaktır. Çin’de doğacak ve ülkenin dilini konuşacaktır. Sonra bu ülkenin insanları kısırlaşacaklar, çok fazla evlilik olmasına rağmen çocuk doğmayacaktır. On­ları Allah’a çağıracaktır, ama ona uyan olmayacaktır. Allah onu ve inananları yanına alınca, kalanlar doğruyu ve yanlışı bilmeden hayvan gibi yaşayacaklar doğa yasalarına göre hare­ket edecekler, akıldan ve şeriattan uzaklaşacaklardır. Kıyamet o zaman kopacaktır.

Sayfamız  başarı sözleri karne için, bilgelerden başarı sözleri, büyüklerden hikmetli sözler, cok harika sözler, cüneyd-i bağdadi nin sözleri, cüneyd-i bağdadi sözleri, cüneyd-i bağdâdî sözleri, dini sozler bilgiler, Edepli Sozler, güzel sözler çok anlamlı,  bulunmaktadır. 

Sayfamıza Yorum yazarak bizlere fikir önerebilir destek olabilirsiniz 

İbretlik-hikayeler

, edepli olmakla ilgili güzel sözler, hadisler kısa, YAĞMUR DUASI,

HZ.İSA ALEYHİSSELÂM’IN HİÇBİR DÜNYA MALI YOKTUR

hazineCenab-ı Allah İsa aleyhisselâm’ı fakirlere bir numune olarak göndermiştir. Çünkü İsa aleyhisselâm’ın hiçbir dünya malı yoktur. Fakirliğinden dolayı Allah’a ibadet edemediğini söyleyenler İsa peygamberden ibretalmalıdırlar.
İsa aleyhisselâm, bir gün bir adamın parmakları ile sakalını hilâlladığını gördü. O zamana kadar kullanmakta olduğu tarağını o zata vererek kendisi ondan sonra tarak kullanmadı. Yine bir gün bir adamın avucu ile su içtiğini gördü, «Demek ki, benden de fakir kimse varmış» diyerek daima yanında bulundurduğu su tasını o adama vererek ondan sonra su içmek için ellerini kullandı. Bir başka seferinde ise, başını bir taşın üzerine koymuş öyle uyumak istiyordu. Şeytan-ı aleyhilla’ne:
— Ya İsa! Bakıyorum da canının kıymetini ne de iyi biliyorsun, dedi. Bunun üzerine İsa aleyhisselâm başının altından taşı da attı ve öyle uyudu.



Sayfamızda anton çehov özlü sözleri, basari uzerine ozlu sozler, bediüzzaman sözleri, bilge düşünürlerin sözleri, cüneyd-i bağdadi sözleri, delikanlı sözler anlamlı, dini bilgili sözler, dini sözler anlamlı kısa, dostluk sözleri anlamlı ve kısa, eflatun güzel sözleri, etkileyici bağlayıcı sözler, etkileyici sözler aşk, etkileyici sözler facebook, etkileyici çekici sözler, güzel sözler anlamlı, güzel sözler çok anlamlı, hazreti ömer den sözler, imamı gazali den sözler,  bulunmaktadır. Sayfamıza Yorum yazarak bizlere fikir önerebilir destek olabilirsiniz 

Behlül-danadan-ibretlik-bir-hikaye

BEHLÜL DANA’DAN GÜZEL VE KISA BİR HİKAYE

vicdaneflatun güzel sözleri, etkileyici bağlayıcı sözler, etkileyici sözler aşk,Behlül Dana birgün Harun Reşid’den bir vazife istedi. Harun Reşid de ona çarşı pazar ağalığını (denetimini) verdi. Behlül hemen işe koyuldu. İlk olarak bir fırına gitti. Birkaç ekmek tarttı hepsi normal gramajından noksan geldi. Dönüp fırıncı ya sordu: “Hayatından memnun musun, geçinebiliyor musun, çoluk-çocuğunla ağzının tadı var mı?” Adam her soruya olumsuz cevap verdi. Memnun olduğu bir şey yoktu. Behlül birşey demeden ayrıldı ve bir başka fırına geçti. Orada da birkaç ekmek tarttı ve gördü ki bütün ekmekler gramajından fazla geliyor, eksik gelmiyor. Aynı soruları bu fırının sahibine de sordu ve her soruya olumlu cevap aldı. Bundan sonra başka bir yere uğramadan doğru Harun Reşid’in huzuruna çıktı ve yeni bir vazife istedi. Harun Reşid, “Behlül daha demin vazife verdik sana ne çabuk bıktın?” dedi.
Behlül açıkladı:
– Efendimiz çarşı pazarın ağası varmış. Benden önce ekmekleri tartmış, vicdanları tartmış, buna göre herkes hesabını ödemiş, bana ihtiyaç kalmamış.




Sayfamızda anton çehov özlü sözleri, basari uzerine ozlu sozler, bediüzzaman sözleri, bilge düşünürlerin sözleri, cüneyd-i bağdadi sözleri, delikanlı sözler anlamlı, dini bilgili sözler, dini sözler anlamlı kısa, dostluk sözleri anlamlı ve kısa, eflatun güzel sözleri, etkileyici bağlayıcı sözler, etkileyici sözler aşk, etkileyici sözler facebook, etkileyici çekici sözler, güzel sözler anlamlı, güzel sözler çok anlamlı, hazreti ömer den sözler, imamı gazali den sözler,  bulunmaktadır. Sayfamıza Yorum yazarak bizlere fikir önerebilir destek olabilirsiniz 

hz-omerin-haniminin-elbisesi




HZ.ÖMER(r.a) VE HANIMININ ELBİSESİ




Hz.Ömer(r.a) bir gün eve geldiğinde eşinin yeni aldığı elbisesinin farkına varması için etrafında dönüp durduğunu fark eder, sorar: “Hayrola hanım bu elbiseyi yeni almışsın, ancak ben sana bunun için para verdiğimi hatırlamıyorum.” Eşi “Ya Ömer,doğrudur. Ben elbiseyi bana verdiğin harçlıklardan biriktirip aldım.” deyince, 

Hz.Ömer(r.a),“Ya öyle mi. Demek ki ben fazla maaş alıyorum. Yarın gidip maaşımda indirip yapılmasını teklif edeyim.” der. Günümüzde böyle devlet adamı bulunur mu?




Sayfamızda anton çehov özlü sözleri, basari uzerine ozlu sozler, bediüzzaman sözleri, bilge düşünürlerin sözleri, cüneyd-i bağdadi sözleri, delikanlı sözler anlamlı, dini bilgili sözler, dini sözler anlamlı kısa, dostluk sözleri anlamlı ve kısa, eflatun güzel sözleri, etkileyici bağlayıcı sözler, etkileyici sözler aşk, etkileyici sözler facebook, etkileyici çekici sözler, güzel sözler anlamlı, güzel sözler çok anlamlı, hazreti ömer den sözler, imamı gazali den sözler,  bulunmaktadır. Sayfamıza Yorum yazarak bizlere fikir önerebilir destek olabilirsiniz 

HZ.ÖMER(r.a)VE YAŞLI KADININ AÇ



HZ.ÖMER(r.a)VE YAŞLI KADININ AÇ TORUNLARI



Okuyacağınız hikayeyi bize sahabilerin içinde en çok sayıda hadis rivayet etmiş olan İbn-i Abbas anlatmaktadır. 


Karanlık bir geceydi; soğuk ve dondurucu bir kış gecesi. Ayaz insanın iliklerine işliyordu. Halife Hz. Ömer'i görüp onunla biraz konuşmak üzere evden çıktım. Her taraf ıssız ve sessiz, bütün şehir uykularının en derin rüyalarında soluyor olmalı. Sokaklarda in cin top oynuyor. 


Yolumun ortalarına doğru önümde insan olduğunu tahmin ettiğim bir karaltı belirdi. Biraz daha yaklaşınca gerçekten insan olduğunu gördüm. Karşımdaki de verdiğim selamı almak üzere başını kaldırıp yüzünü bana çevirince hayretten şaşakaldım. Çünkü önümde benim ziyaretine koyulduğum Hz. Ömer'den başkası değildi. Gecenin bu saatinde herkes sıcak yatağında mışıl mışıl uyurken koca bir halifenin yapayalnız sokaklarda dolaşmasını bir sebebe bağlıyamıyordum. 


Üstelik bu dondurucu kış gecesinde. Merakımı yenemeyerek, hemen söze başladım; "gecenin bu saatinde yapayalnız niçin dolaşıyorsun?" 


Hz. Ömer (r.a) bana sokularak koluma girdi ve işin yoksa beraber yürüyelim diye teklif etti; "hem sana yürüken niçin yalnız başıma gezintiye çıktığımı da anlatırım" diye ilave etti. Ben "zaten sana geliyordum; biraz görüşür, sohbet ederiz diye düşünmüştüm. Madem ki böyle oldu; gezinirken konuşuruz." cevabını verdim. 


İkimiz birlikte yola koyulmuştuk; benim içim içime sığmıyor, neredeyse meraktan çatlıyordum. Bir aralık soru soran gözlerimi Halife'nin yüzüne diktim; haydi söze başla; anlat bakalım niçin ayazlı bir gecenin bu saatinde tek başına sokaklarda dolaştığını" demek istiyorum. 


Halife Hz. Ömer'de zaptedilmez merakımı anlamıştı. Ama başka meselelerden konuşuyor, fakat bir türlü gecenin bu saatinde niçin dolaşmakta olduğuna lafı getirmiyordu. Birlikte gezinirken her evin kapısı önünde epeyce bir müddet dikiliyor, kulağını kapıya dayayarak içerisini dinliyordu. 


Evlerin kapılarında dikilip içerden bir ses geliyor mu, gelmiyor mu, diye dinleye dinleye sokak sokak Mekke mahallelerini dolaştık. Hiçbir tarafta çıt yoktu, herkes bölünmez uykularının salıncağında soluyordu. Belki de şu koca şehirde gecenin bu saatinde Halife Hz. ömer (r.a) ile benden başka uyanık olan tek kişi yoktu. 


Yavaş yavaş Hz. Ömer'in neden gezintiye çıktığını anlar gibi oluyordum. Anlaşılan şehir halkından herhangi birisinin bir derdi, bir sıkıntısı yüzünden uykusuz kalıp kalmadığını yakalamak istiyordu. Bu yüzden sokak köpeklerine kadar şehrin bütün canlıları sıcak yuvalarında uyurken müslümanların reisi sıfatı ile Hz. Ömer (r.a.) onlara bekçilik ediyor; onların rahatı için uykuyu kendine haram ederek sokak sokak bu ayazda dolaşıyordu. 


Bütün mahalleleri kapı kapı dolaşınca şehrin dışına çıktık. Sağda solda tek tük çadırlar vardı. Onların da kapıları önünde durup ağlama sızlama var mı diye içeriyi dinledikten sonra yolun en ucundaki bir çadıra sıra geldi. 


Diğerlerinde olduğu gibi bu çadırın kapısında da dikilerek içeriyi dinledik; birbirine karışmış durumdan ağlayan çocuk sesleri geliyordu. 


Epeyce dinledikten sonra Hz. Ömer (r.a.) kapıyı vurup selamla birlikte içeriye daldı. Evin içi karmakarışıktı. Durmadan ağlayan çocukların gözleri şişmiş; yüzleri akan yaşların çizgileri ile benek benek kararmıştı. Yaşlıca bir kadın ocağın başına oturmuş hem ateşin üzerinde kaynayan tencereyi karıştırıyor hem de halsizlikten dizinin dibine serilen minicik yavruları susturmaya çalışıyordu. Kadın da bitkin ve halsiz görünüyordu. Bu haline rağmen Hz. Ömer'in (r.a.) selamına gülümser olmasına çalıştığı bir çehre ile aldı. Anlaşılan evine gelenin Halife Ömer olduğunu bilmiyordu. Kim bilir Halife'yi tanımıyordu bile. Zate gecenin bu ilerlemiş saatinde şehir dışındaki bir çadırın kapısını Halife'nin çalacağını kim düşünebilirdi. 


Hz. Ömer (ra.) kendini tanıtamadan tatlı bir dille kadına sordu "valide bu yavrular niye böyle durmadan ağlıyor?" Kadın içini çekerek kısaca "iki günden beri açtılar da ondan" diye cevap verdi. Hz. Ömer (r.a.), "peki niye önlerine yemek koymuyorsun?" diye soracak oldu hıçkırıklar birden kadının boğazına düğümlendi. Durmadan akmaya başlayan gözyaşları arasında bize içini dökmek üzere söze başladı. 


"Oğlum" dedi Halife Ömer'e "sen şu ateşte kaynayanı yemek mi pişiyor sandın; ne gezer!.. Yavruları avutabilmek için çakıl koydum tencereye; durmadan kaynatıyorum. Pişirecek hiçbir şey yok. Bu gördüğün yavrular benim, anasız babasız yetim torunlarımdır. Oğlum, kocam ve kardeşlerimin her biri bir muharebede şehit düştüler. Evin geçimini temin edecek bir erkeğim yok. Ben de hem yaşlı ve hem de kadın halimle halim kalmadı. İşte böyle aç ve perişan kaldık. 


Soylu bir aileden varlık için büyümüş ve yokluk nedir hiç bilmemiş bir kızı olduğum için kimseye gidip halimi anlatmaya, el açıp bir şeyler dilenmeye de yüzüm tutmuyor. Her şeyi bilen yüce Allah (c.c.) bir sebebini yaratıp rızkımızı gönderinceye kadar böyle ağlayıp beklemekten başka çaremiz yok." 


Hz. Ömer (r.a.) kadın dinlerken yanmakta olan bir mumu gibi eriyor, yüzü renkten renge giriyordu. Kadının sözünü bölerek üzgün bir sesle "valide, şehirde oturan müslümanların emirine, Halife Ömer'e neden başvurup durumunu anlatmıyorsun?" diyebildi. O ana kadar kesintisiz olarak gözyaşı döken kadının derin üzüntüsü yerini anlatılmaz bir kin ve kızgınlığa bıraktı. Hiddetten kararan bakışlarını Halifeye dikerek şu sözleri söyledi. 


"Dilerim ki o Halife Ömer daha dünyada iken bulsun Ahirette de elim yakasından kopmasın." Hz. Ömer (r.a.) kekeleye kekeleye "Niçin Ömer'e böyle beddua ediyorsun valide! Onun bu işte günahı nedir?" dedi. Kadın aynı kızgınlıkla bu sözlerin cevabını yetiştirdi: "evladım!.. Ben şu ihtiyar halimle iki günden beri gece gündüz demeyip yetim avuturken o nasıl rahat yatağında uyuyabilir? O, müslümanların reisi, baş bekçisi değil mi? Bizler evvela Allah'a sonra do onun eline emanetiz. Gelip de benim halimi nasıl sormaz. Müslümanların reisi olmayı böyle kolay mı sanıyor!.." 


Hz. Ömer (r.a.) yavaş yavaş dolmaya başlayan göz pınarlarını kadından saklayarak "valide haklısın, doğru söylüyorsun; ama zavallı Halife'nin işi bir iki değil ki. Kimbilir başını kaşıyacak kadar bile boş zamanı yoktur. Hem sen gidip derdini anlatmadıktan sonra o senin halini bilmez ki, diye kadının öfkesini dindirmeye çalıştı. Fakat kadın aynı kızgınlıkla sözlerine devam etti. 


"Madem ki dertlilerin derdini zamanında haber alıp çaresine koşmayacaktı, zamanında niye Halife olmayı, müslümanların başına geçmeyi kabul etti? Böyle çürük bir mazereti hiç dinler miyim ben? Zavallının işi çokmuş!.. Nedir işi yine savaş mı? Yanında inleyenlerin sesine kulak vermez. Şehrinde açlıkla pençeleşen yavrular yaşıyor. 


Halife bunlara göz yumarak uzak diyarlardaki şehirlere gaza, gaza diyerek asker yürütmekle; gencecik delikanlılarımızın kanını yabancı topraklara akıtarak kadınları bırakmayı marifet mi sanıyor? Benim babam, amcam, dayım ve gencecik oğlum hep onun ordularında şehit düşmedi mi? Şimdi kim bilir yine nice kadın ve çocukları kocasız ve babasız bırakıp, aç ve çıplak bir sefaletin kucağına atacak. Böyle dertlerimize yeni dertler eklesin diye mi biz onu başımıza geçirdik?" 


Tam bu sırada çocuklar sözleşmişler gibi hep bir ağızdan yanık sesleri ile ağlaşmaya başladılar. Çocukların bastıran çığlıkları kadının öfkesini bir kat daha arttırdı. Ellerini havaya kaldırarak ve sesinin çıktığı kadar bağırarak sözlerine şöyle devam etti: 


"Bu evdeki canlıların göğüslerinden boşalarak yükselen inilti ve çığlıkları şimşek ve yıldırım eyleyerek Ömer kulunun başına yağdırmasını dilerim. O varsın dul bir kadınla yetim yavruların beddualarını yağmur sansın. Tez elden ona gönlümün dilediği bir bela ver de kıvranırken bizim neler çektiğimizi anlasın. Sen işini bilirsin, yüce Yaradanımız." 


Hz. Ömer (ra.) artık dayanamadı. Dolu dolu olan pınarlarından yaşlar damlamaya başladı. Herkesin durmadan gözyaşı döktüğü bu kederli evde, gözyaşlarını görmelerini istemediği için yüzünü herkesten saklamaya çalışıyordu. Artık orada oturamazdı. Hemencecik yerinden doğruldu. Bitkin bir sesle "valide haklısın sen yine avut çocuklarını ben hemen dönerim" diyerek kapıya doğruldu. Arkasından ben de yürüdüm. Dışarıya çıkınca derin bir soluk çekti ciğerlerine. Kelimenin en geniş manası ile üzgün ve bitkin idi. Yol boyunca ağzından tek kelime çıkmadı. Var gücünü kullanarak hızla yol almaya çalışıyordu. Ona yetişmekte güçlük çekiyordum. Doğruca devlet hazinesine vardık. Halife, bir un çuvalı seçerek bir yana koydu. Benim elime de bir yağ kabı tutuşturdu. 


Vakit geçirmeden koca un çuvalını sırtlanmaya koyuldu. Gözlerime inanamıyordum. Evet bu İslam Devletinin koca reisi un çuvalını sırtına almak üzere idi. Hemen yanına sokuldum; "aman ey mü'minlerin emiri!.. Ne yapıyorsun? Bari müsaade ver de çuvalı ben sırtıma alayım." Hz Ömer (r.a.) hemen sözümü keserek belki bir saatten beri ilk defa ağzını açıp şu sözleri söyledi. "hayır, ey İbn-i Abbas, sevgili dostum!... Değil yorgunluktan yere yığılsam, ölsem bile bırak; yükünü de kendi sırtında götürsün. Bu dünyada yüküne yardım etmek isteyecek öz dostlar bulabilir, fakat her koyunun kendi bacağından asılacağı Ahiret gününde kimse O'nun cezasını paylaşmayacaktır. 


Kadın doğru söylemişti. Ya vakti ile Hilafeti yüklenmemeliydim. Yüklendiğime göre idarem altındaki tek tek her ferdin huzur ve emniyetini düşünmek zorundayım." 


Sevgili dostum, Dicle kenarında otlayan bir koyunu kurt kapsa ilahi adalet onu Ömer'den sorar. Şu yaşlı kadın kimsesiz ve avuttuğu yavrular kimsesiz kalır; sorumlusu Ömer'dir. Bakımsızlık ve sefaletten bir ev çökse vebali Ömer'in omuzlarındadır. Talihsizlik neticesinde yere bir tek damla kan aksa o kan damlası çoşkun bir derya olup dalgaları ile Ömer'i yutar. Kırgın gönüllerin öfke şimşekleri Ömer'in başına boşalır. Bütün matemlerin gözü göze göstermez dumanlarında boğulacak olan da Ömer'den başkası değildir. 


Ömer her derdin devası, her dileğin büyük kapısı ve her lanetin ana ana hedefidir. Yüce Allah'ım aciz bir kul bu kadar ağır ve çeşitli mesuliyet yükünün altından nasıl kalkabilir? Ey Ömer, bu kadar yükün altına girmeyi nasıl kabul edebildin vakti ile... 


Sözünü bölüp bir parça kederini dindirmek istedim ve dedim ki; "o kadar da üzme kendini, ey mü'minlerin emiri... Halifelik yükünü sen üzerine almasan kim bu vazifeyi senin kadar titizlikle yüklenebilirdi. Sen de bütün üstün meziyet ve kabiliyetlerine rağmen nihayet bir insansın. Her yerde vakit geçirmeden kendini gösteren ve yanılmaksızın kılı kırk yaran ilahi adalete ulaşamazsın. Kullara verilen bütün merhametler bir araya getirilerek temiz gönlüne dolsa bile bütün varlıkları kanatları altına alan yaygın ilahi esirgeyicilikle yarışamazsın. 


Ey iyi yürekli Halife!... Sen şüphesiz ki bir melek değilsin, ama adelet ve merhamet kervanının ön safındaki elinde bayrak tutanlardansın. Senin bu erişilmez adaletine kıyamet günü, hem yer, hem gök hemde şu sırtındaki un çuvalı aynı zamanda da ben şahitlik edeceğiz. Şüphesiz ki en büyük şahidin de karanlık gecede kara taş üzerindeki siyah karıncaya kadar her şeyi bilen yüce Allah'ın bizzat kendisidir ne mutlu sana ki fani hayatını böylesine ölmez değerlerin sahibi olmak uğruna harcıyorsun. Ne mutlu biz müslümanlara ki dünyanın başka milletlerini, padişah diye kan içen canavarlar idare ederken, senin gibi ipek yürekli ve geniş görüşlü bir reisin şanlı adalet bayrağı altında gölgelenmenin tükenmez zevkini tadıyor ve bütün dünyaya karşı seninle haklı bir iftihar duyuyoruz." 


Bu sözlerim galiba Halife'nin üzgün gönlüne biraz neş'e vermişti. Ağır çuval yükü altında iki büklüm olmuş bedenine rağmen son gücünü kullanarak yokuşu soluk soluğa çıkıyordu. Damarlarındaki kanı bile donduracak kadar keskin ayaza rağmen alnından ve yüzünden akıp heybetli göğsüne süzülen terlere aldırmıyordu bile. 


Nihayet koca karının çadırına vardı ki nefes nefese içeri girip çuvalı yere bıraktı ve aynı zamanda kendisi de yere serildi; iyice bitmiş, takatinin son damlalarını kullanarak çadıra girebilmişti. Kısa bir dinlenmeden sonra askınlar gibi silkilenerek yerinden doğruldu; tencerede kaynamakta olan çakılları boşalttı. Yerine benim taşıdığım kaptan yağ koydu. Sonra eriyen yağa sırtında getirdiği çuvaldan kendi eli ile un koyarak pişirmeye koyuldu. 


Sönen ateşi kadından çalı çırpı isteyerek kendisi tutuşturdu. Böylece pişirdiği yemeği ayazda çabucak soğutarak yine kendi eli ile kurduğu sofraya koydu. 


Daha sonra anne ve baba şefkatini bile gölgede bırakacak gülümseyen bir yüz ve bal gibi bir sesle iki günden beri boğazlarından aşağıya tek lokma geçirmemiş olan öksüz yavruları yemeğe oturttu; eli tutmayanlara kendi eli ile yemek verdi. 


Günlerden beri kara yaslara gömülmüş olan çadırı bir anda sıcak bir sevincin ışıkları aydınlatmıştı. Ağlamalar susmuş, yaşlar kurumuş; öfke dinmişti. Öksüz yavruların gözleri sevinçten ışıl ışıl parlıyordu. Yaşlı kadıncağız Hz. Ömer (r.a.) sırtında un çuvalı ile içeriye girdiği andan beri şaşkınlıktan sanki dilini yutmuştu, ağzından tek bir kelime bile çıkmadı. 


Fakat karnı doyan öksüz torunlarının neşesi odayı sarınca ağır bir uykudan uyanır gibi silkindi; toplandı ve sevinç gözyaşları içinde kim olduğunu hala bilmediği Halifeye şu sözleri söyledi. "Dilerim ki yüce Allah (c.c.) tez elden seni Hz. Ömer'in Halifelik makamına oturtsun. Oraya Ömer'den çok sen yakışırsın." 


Yaşlı kadının o karşısındakini tanımadığı için söylediği bu sözlere içinden güldüm; yan gözle Ulu Halife'yi aradım; bu akşam belki ilk defa bu sözler üzerine O da aydınlık bir çehre ile gülüyordu. 


Bana yaklaşıp gidelim artık diye işaret ettikten sonra kadına döndü; "Valideciğim... Sen yarın erkenden Halifelik makamına gel; beni orada bul da sana emekli ve yetim maaşı bağlatayım. Şimdilik hoşçakal" dedikten sonra birlikte dışarı çıktı gün ağarmıştı. Müezzinin bütün mü'minleri sabah namazına çağıracak olan gür sesi nerdeyse ortalığı çınlatacaktı. Ulu halife uykusuz kalarak ve terler dökerek vazifesini yapmış insanların gönül huzuru içinde rahattı. 


Bana gelince uykusuz gecemden fazlası ile memnundum. Çok şeyler görmüş, çok şeyler işitmiştim ve çok şeyleri öğrenmiştim. Gördüklerim, işittiklerim ve öğrendiklerim bende ömür boyunca tazelik ve canlılığını yitirmeyecek izler bırakmıştı. Ümit dolu sevinçler içinde Allah Resulü'nün şu sözlerini hatırladım. "Sahabilerimin her biri tek tek gökteki yıldızlar gibidir. Hangisinin peşinden giderseniz hidayetin yolunu bulursunuz." "Ey yüce Allah Resulü!.. dedim içimden" "senin Halifen Ömer'i gördünde mi söyledin bu altın sözleri!... 


O gün kadın, öğleye doğru Halifelik makamına geldi. Ulu Halife zaten daha önce işini maaşa bağlanması için gereken kimselere derhal emir vermişti. Kadın Hz. Ömer'i tanımıştı ama şaşkınlıktan dona kaldığı için dilini döndürüp hiçbir şey söylemiyordu. Ulu Halife onu saygı ile karşılayıp bir yere oturttuktan sonra şöyle dedi: 


"Valideceğim!.. İşin oldu bundan sonra hem kendi adına ve hem de şehit yavrusu öksüz torunlarının her ay emekli maaşını alacaksın. Al bakalım şu ilk maaşın" diyerek bir gümüş kesesini kadına uzattı ve "Artık Ömer'i affediyor O'na ettiğin bedduaları geri alıp hakkını bağışlıyorsun değil mi" diye sözlerini bağladı. 


Akşamdan beri olup bitenleri tümünü iyice anlıyan kadın gayet ciddi bir ifade ile Halife'ye  şu son cevabı verdi; "işte böyle göster adaletini eline bakan bütün müslümanlara karşı." 

Ey-insanlar-Sakin-bir-adamin-orucu-ve-namaz



Sayfamızda sevgiliye güzel sözler kısa, güzel sözler anlamlı kısa, güzel sözler mevlana, en güzel sözler anlamlı, sevgiliye yazılacak güzel sözler, etkileyici güzel sözler anlamlı, güzel aşk resimli sözler, en güzel anlamlı aşk sözleri, güzel ve anlamlı aşk sözleri, sevgiliye duygusal sözler, en güzel aşk resimli sözler, kısa ve anlamlı aşk sözleri,bulunmaktadır.  Sayfamıza Yorum yazarak bizlere fikir önerebilir destek olabilirsiniz
Ey insanlar! Sakın bir adamın orucu ve namazı sizi aldatmasın. 


Hac kafilesinden hızlı hareket ederek onlardan önce konaklara giden, buralarda borç parayla ticaret yapan, sonra tekrar hızlı davranıp yine kafileyi geçen bir adam iflas etmişti. Alacaklılar Hz. Ömer r.a.’a başvurduğunda minbere çıkıp, Allah Tealâ’ya hamd ve sena, Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’e salât ve selamdan sonra şunları söyledi: 


Ey insanlar! Sakın bir adamın orucu ve namazı sizi aldatmasın. Bir kimsenin güvenilir olup olmadığını öğrenmek için konuştuğu zaman doğru söyleyip söylemediğine, kendisine bir şey emanet edildiğinde ona hıyanet edip etmediğine ve zengin olduğunda takvasına bakın.


Bundan sonra, ey insanlar! Cüheyne kabilesinin Üseyfi’si , kendisi hakkında “hacıları geçti, hepsinden önce davrandı” denmesini, dini ve güvenilirliği için yeterli saydı. (Oysa bunun dindarlık ve güvenilirlikle bir ilgisi yoktur.)


Dikkat edin! O borç alarak ticaret yapmış, ancak borcunu ödemek için gerekli ihtimamı göstermemiştir. Şimdi ise borcu, bütün malını götürecek kadar büyümüştür. Kimin onda alacağı varsa yarın sabah bize gelsin, malını aralarında taksim edelim.


Borçtan uzak durun! Zira borcun evveli üzüntü, sonu ise elde-avuçta hiçbir şey kalmamacasına malın elinden alınmasıdır.




Sayfamızda sevgiliye etkileyici mesajlari, hazreti ali sözleri, güzel anlamlı sözler şiirleri, aşk sözleri kısa ve öz, güzel aşk sözleri kısa, etkileyici anlamlı güzel sözleri, anlamlı aşk sözleri yeni, güzel sözler aşk kısai, anlamlı güzel sözler kısa, çok güzel sözler anlamlı,bulunmaktadır. Sayfamıza Yorum yazarak bizlere fikir önerebilir destek olabilirsiniz 

Cüneyd-i bağdadi Sözleri


Cüneyd-i Bağdadi buyurdu ki: “İnsanları Allahü Teâlâ’nın sevgisine kavuşturacak yol, yalnız Muhammed aleyhisselâmın yoludur. Bundan başka olan dinler, inançlar, rüyalar çıkmaz sokaktır. İnsanı saadete kavuşturmazlar. Kur’ân-ı kerimin ahkâmını öğrenmeyen ve hadis-i şeriflere uymayan kimse cahil ve gâfildir. Buna uymamalıdır.”

Cüneyd-i Bağdadi’ye; “Tevazu nedir?” diye sordular. Cevabında; “Şefkat ve merhamet kanatlarını (ana kuşun yavrularını koruyabilmek için üzerlerine germesi gibi) mahlûklar üzerine germen ve herkese karşı yumuşak davranmandır.” buyurdu.

“Rabbim beni serbest bıraksa bir dilekte bulunmam. Kulun dilemesi olmaz. O’nun dilediğini yapardım.”

“Her kim gördüğünden ibret almazsa, onun görmemezliği görmesinden üstündür.”

“İbadet etmek bakımından dünyanın bir saati, kıyametin bin senesinden daha iyidir. Zira bu bir saatte, sâlih faydalı amel işlenebilir. Hâlbuki kıyametin o bin senesinde bir şey yapılamaz. O halde, ey mümin kardeşim! Vaktini boş şeylerle geçirme! Zamanının kıymetini bil ve en iyi şeyler için kullan! Namazlarını vaktinde kıl ki, kıyamet günü pişman olmayasın ve büyük sevaba kavuşasın!”
Kendisine gelip dua talep edenlere Cüneyd-i Bağdadi hazretleri şöyle duada bulunurdu: “Cenâb-ı Hak, kendisine kavuşturan şeyleri yapmayı nasip etsin! Cenâb-ı Hak zenginliğini kalbine koysun! Seni bütün kötülüklerden alıp, kendisiyle meşgul kılsın! Sana büyük edep ihsan etsin! Kalbinden razı olmayacağı şeyi çıkarıp rızasını koysun. Seni kendine varan en güzel ve doğru yola iletsin.”

“İnsanı Allahü Teâlâ’ya kavuşturan yol, Peygamber efendimizin izinde bulunanların gittiği yoldur. Bu yola bütün kötü yollar kapalıdır.”

“Bir kimse, Allahü Teâlâ’ya kavuşmak yolunda, milyonlarca sene sıdk ve ihlâs ile yürüse ve bir an geri dönse, kaybı kazancından fazladır.”

“İnsanın, Allahü Teâlâ’ya kavuşturan yolda yürümesi, Peygamber efendimize ve O’nun hakiki vârisi olan büyük âlimlere tam tâbi ve teslim olmakla mümkündür. Şüphe çukuruna ve bid’at karanlığına düşmüş olanlar bu yolda yürüyemezler.”

“Allahü Teâlâ’nın rızasına nasıl kavuşulur?” diye sorulunca; “Dünyaya düşkün olmayı terk et, kavuşursun. Nefsin hevâsına uyma ulaşırsın.” buyurdu.

“Belâ ve musibet, ariflerin kandili, müritlerin uyanıklığı, gâfillerin de helâkıdır.”

“Tasavvuf yollarından yalnız Resûlullah’ın izinde gidenlerin yolu, insanı kemâle ulaştırır. Başka yollar çıkmaz sokağa benzer.”

“Kur’ân-ı kerimin çizdiği sınırları gözetmeyen ve hadis-i şerifleri bilmeyen kimse, mürşit, yol gösterici olamaz. Çünkü tasavvuf yolu, Allahü Teâlâ’nın kitabına ve Resûlullah’ın sünnetine bağlıdır. Tasavvuf büyükleri, dine uyan âlimlerdir. Resûlullah’ın vârisleridir. Sözlerinde, işlerinde ve huylarında hep Resûlullah’a uyarlar. Ya Rabbî! O büyüklerden feyz almamızı, bereketlenmemizi nasip eyle. Âmin! Her zaman söylüyorum ve bildiriyorum ki, Resûlullah’a uymakta gevşeklik eden, O’nun sünnet-i seniyyesini terk eden mutasavvıf olamaz. Onu Allah adamı sanmayınız! Onun dünyadan kaçınır görünmesine, harikalar göstermesine aldanmayınız! Onun zühd ve tevekkül ve marifetler anlatan sözlerini kendinden bilmeyiniz!”

“Ey tasavvuf yolunda bulunanlar! Eğer Allahü Teâlâ’yı tanıdığınızı ve O’na tazimde bulunduğunuzu söylüyorsanız, yalnız bulunduğunuz zaman Allahü Teâlâ’ya karşı tavrınıza bakınız. Yiyip içmenizde, yatıp kalkmanızda, konuşmanızda ve bütün işlerinizde vakitlerinizi Allahü Teâlâ’nın razı olduğu ve beğendiği işlere sarf edebilirsiniz. Bunları, niyetlerinizi düzelterek yapabilirsiniz. Çünkü ameller niyetlere göredir. Bu bakımdan yemek yerken, su içerken lezzet almak için değil de, ibadete kuvvet kazanmak, elde ettiği enerji ile daha iyi ibadet edebilme niyetiyle yiyip içmelidir. Uykuyu, üzerindeki yorgunluk ve bıkkınlığı giderip, ibadeti daha zinde ve rahat bir şekilde yapabilmek niyetiyle uyumalıdır. Diğer bütün işleri ve edindiği mesleği helâl kazanmak niyetiyle yapmalıdır. Bütün yapılan bu işler, niyeti düzeltmek suretiyle ibadet olur. Bir insan hâlis niyetle yaptığı işler sebebiyle sevaba kavuşur. Bu sebeple kalp nurlanır. Bu nur, nefse sirayet eder. O kimse manevi kirlerden temizlenir. Beşerî tabiatı, melek tabiatı gibi olur. Artık elinde olmadan tâatları, Allahü Teâlâ’nın beğendiği işleri yapar. Elinde olmadan ister istemez kötülüklerden sakınır.”
Birisi yanına gelip; “Bana nasihat et.” deyince; “Kim sana Allah yolunu gösterirse, onunla beraber ol ve kim sana dünya yolunu gösterirse ondan uzak dur.” buyurdu.

“Tasavvuf nedir?” diye soran bir kimseye şöyle cevap verdi: “İnsanların rızasını bırakıp, Allahü Teâlâ’nın rızasını aramak, kötü huyları terk edip, nefsani olan işlerden uzaklaşmak, ruhu yükselten vasıflar kazanmaya gayret etmek, hakiki ilimlere sarılmak, hep en uygun şekilde hareket etmek, herkese nasihatte bulunmak, Allahü Teâlâ’ya verilen ahidde durmak, Muhammed aleyhisselâmın dinine uymaktır.”

“Kimde şu dört haslet bulunursa, bu hasletler o kimseyi yüksek derecelere kavuşturur. Hem Allahü Teâlâ’nın katında, hem de insanlar yanında kıymeti çok olur. 1. Hilm (yumuşaklık ve sabır) sâhibi olmak, 2. İlim sâhibi olmak, 3. Cömert olmak, 4. Güzel ahlâk sâhibi olmak. Yine dört haslet vardır ki, bu hasletler de sâhibini en aşağı derecelere düşürür. Allahü Teâlâ katında ve insanların yanında sevilmeyen birisi olur. 1. Kibir (büyüklenme), 2. Ucb (amellerini beğenmek), 3. Cimrilik, 4. Kötü ahlâk.”

Tasavvufun ne olduğu sorulduğunda, şöyle cevap verdi: “Tasavvuf on şeyi içerisine alan bir isimdir. Birincisi, dünyadan (lâzım olan) az bir miktarı edinmek. İkincisi, kalbin Allahü Teâlâ’ya güvenip dayanması. Üçüncüsü, tâat olan Allahü Teâlâ’nın beğendiği şeylere rağbet etmek. Dördüncüsü, yediği içtiği ve kullandığı şeylerin helâlden olmasında titiz davranmak. Beşincisi, kalbin Allahü Teâlâ ile meşgul olması. Altıncısı, gizli olarak Allahü Teâlâ’yı hatırlamak. Yedincisi gerçek ihlâsa sahip olmak. Sekizincisi, şek ve şüpheden uzak, kat’î bir imana sahip olmak. Dokuzuncusu, tam bir teslimiyetle Allahü Teâlâ’ya yönelmek. Onuncusu, ihtiyaçlarını başkasından istemeyip, şikâyette bulunmamak. Kimde bu on haslet bulunursa, tasavvuftan söz etmeye lâyıktır. Yoksa yalancıdır.”

“Allahü Teâlâ’nın ihsan ettiği nimetlerin çokluğunu göreceksin. Bir de, O’na karşı yaptığın ibadet ve tâatlardaki kusurlarını göreceksin. Bu iki görüş arasında meydana gelen hâle hayâ denir.”

“Kulluk, her an Allahü Teâlâ’ya muhtaç olduğunu bilmek ve O’nun Resûlüne tam tâbi olmaktır.”

“Allahü Teâlâ her şeyi kıymetli yaratmıştır, ama bir şeyi en kıymetli yaratmıştır. O da vakittir. Vakit zayi olursa tekrar elde edilmesi mümkün değildir. Bunun için en kıymetli şey vakittir.”

“Müslüman temiz toprağa benzer. Temiz toprağa her şey atılır. Ezilip, hakaret görür. Lâkin ondan hep güzel, temiz, faydalı şeyler çıkar.”

“Rıza, belâyı nimet saymaktır.”

“Tasavvuf, kalbi temizlemek ve her an Allahü Teâlâ ile olmaktır.”

“İhlâs; ameli, Allahü Teâlâ için olmayan karışık düşünce ve niyetlerden arındırmaktır.”

“Birbirlerine muhabbet ve dostlukları çok kuvvetli olan iki kardeşten birinin, diğerinden az da olsa çekinmesi, mutlaka birinin kusuru sebebiyledir.”

“Fakirlik, kimseden bir şey istememek ve kimseye itiraz etmemektir.”
“Bir kimsenin havada bağdaş kurup oturduğunu görseniz, İslamiyet’in emir ve yasaklarına uymaktaki hassasiyetine bakınız. Eğer bu tam ise ona uyabilirsiniz. Eğer emir ve yasaklara uymakta (çok az da olsa) bir gevşekliği varsa hemen ondan uzaklaşınız, çünkü zararı dokunur.”

“Namazda kalbime dünya düşüncesi gelse, o namazı tekrar kılardım. İşin esası nefse uymamaktır.”

“İlim, kendi haddini bilmek; tasavvuf, kalbi temizlemektir.”

“Allahü Teâlâ’dan gâfil olmak, ateşte olmaktan beterdir.”


“Şükretmek, kendini bu nimete ehil ve lâyık görmemektir.”


“Sabır, yüzü ekşitmeden, acıyı yudum yudum içine sindirmektir.”

Cüneyd-i Behre(Bağdadı RA) Hz.leri'nin Hikmetli Sözleri     

“İnsanları Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin sevgisine kavuşturacak yol, yalnız Muhammed Aleyhisselam’ın nurlu yoludur. Bundan başka olan dinler, inançlar, rüyalar çıkmaz sokaktır. İnsanı saadete kavuşturamazlar. Kur’an-ı Kerim’in ahkamını öğrenmeyen ve Hadis-i Şeriflere uymayan kimse cahil ve gafildir. Buna uymamalıdır.”
..........................................

“Her kim gördüğünden ibret almazsa, onun görmemezliği görmesinden üstündür.”
..........................................

“İbadet etmek bakımından dünyanın bir saati, kıyametin bin senesinden daha iyidir. Zira bu bir saatte, faydalı amel işlenebilir. Halbuki, kıyametin o bin senesinde, bir şey yapılamaz. O halde, ey mü’min kardeşim vaktini, boş şeylerle geçirme, zamanının kıymetini bil ve en iyi şeyler için kullan. Namazlarım vaktinde kıl ki, kıyamet günü pişman olmayasın. Çok büyük sevaba kavuşasın.”
..........................................

Kendisine gelip dua talep edenlere Cüneyd-i Behre (RA) Hz.leri şöyle duada bulunurdu: “Cenab-ı Hak (CC) Hz.leri, kendisine kavuşturan şeylere kavuştursun. Cenab-ı Hak (CC) Hz.leri zenginliğini kalbine koysun, seni bütün kötülüklerden alıp, kendisiyle meşgul kılsın. Sana olmayacağı şeyi çıkarıp rızasını koysun. Seni kendine varan en güzel ve doğru yola iletsin.”
..........................................

“İnsanı Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.lerine kavuşturan yol, Peygamber (SAV) Efendimiz’in izinde bulunanların gittiği yoldur. Bu yola bütün kötü yollar kapalıdır.”
..........................................

“Bir kimse, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’ne kavuşmak yolunda, milyonlarca sene Sıdk ve İhlas ile yürüse ve bir an geri dönse, kaybı kazancından fazladır.”
..........................................

“İnsanın, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’ne kavuşturan yolda yürümesi, Peygamber (SAV) Efendimiz’e ve O’nun (SAV) hakiki varisi evliyalara tam tabi ve teslim olmakla mümkündür. Şüphe çukuruna ve bid'at karanlığına düşmüş olanlar bu yolda yürüyemezler.”
..........................................

“Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nin ihsan ettiği nimetlerin çokluğunu göreceksin. Bir de, O’na  (CC) karşı yaptığın ibadet ve taatlardaki kusurlarını göreceksin. Bu iki görüş arasında meydana gelen hale haya denir.”
..........................................

“Kulluk, her an Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’ne muhtaç olduğunu bilmek ve O’nun (CC) Resulüne (SAV) tam tabi olmaktır.”
..........................................

“Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri her şeyi kıymetli yaratmıştır ama bir şeyi en kıymetli yaratmıştır. O da vakittir. Vakit zayi olursa tekrar elde edilmesi mümkün değildir. Bunun için en kıymetli şey vakittir.”
..........................................

“Müslüman temiz toprağa benzer. Temiz toprağa her şey atılır. Ezilip, hakaret görür. Lakin ondan hep güzel, temiz, faydalı şeyler çıkar.”
..........................................

“Bir zaman gönlümü kaybettim. ‘Ya Rabbi! Gönlümü kaybettim, bulamıyorum. Gönlümü bana iade et’ diye dua ettim. Bir ses duydum ki: ‘Ey Cüneyd! Biz senin gönlünü muhafaza ettik. Sen, bizimle olunca gönlünü niçin ararsın? Başkasıyla olmak mı istersin?’ diyordu.”
..........................................

“Rıza belayı nimet saymaktır.”
..........................................

“Tasavvuf, kalbi temizlemek ve her an Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri ile olmaktır.”
..........................................

“Bir kimsenin havada bağdaş kurup oturduğunu görseniz, İslamiyetin emir ve yasaklarına uymaktaki hassasiyetine bakınız. Eğer tam ise ona uyabilirsiniz. Eğer emir ve yasaklara uymakta (çok az da olsa) bir gevşekliği varsa hemen ondan uzaklasınız. Çünkü zararı dokunur.”
..........................................

“Bir kimsede tevazu (alçak gönüllülük) güzel ahlâk bulunursa bu dört haslet o kimsenin yüksek makamlara kavuşmasına sebep olabilir. Bunlar imanın kemalidir.”
..........................................

“Namazda kalbime dünya düşüncesi gelse, o namazı tekrar kılardım. İşin esası nefse uymamaktır.”
..........................................

“İlim kendi haddini bilmek, Tasavvuf (Tarikat) kalbi temizlemektir.”
..........................................

“Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri’nden gafil olmak, ateşte olmaktan beterdir.”
..........................................

“Şükretmek, kendini bu nimete ehil ve lâyık görmemektir.”
..........................................

“Sabır, yüzü ekşitmeden, acıyı içine sindirmektir.”
..........................................

“Rabbim seni serbest bırakırsa bir dilekte bulunmam. Kulun dilemesi olmaz. O'nun dileğini yapardım.”
..........................................

“Sabır, hiç yüzü ekşitmeden acıyı yudum yudum içine sindirmendir.”
..........................................

“İhlâs: Ameli, Allah-ü Teâlâ (CC) Hz.leri için olmayan karışık düşünce ve niyetlerden arındırmaktadır.”[1]



Sayfamızda  çok etkileyici sözler, kısa anlamlı güzel sözler, güzel kısa hikayeler, laf koyucu sözler, etkileyici damar sözler, dini kısa hikayeler, mevlanadan özlü sözler aşk sözleri,  mevlanadan guzel sozler, anlamlı ve güzel sözler, güzel sözler anlamlı sözler, çok güzel hikayeler, çok kısa hikayeler, etkileyici sözler kısa, sevgiliye kısa güzel sözler,destek olabilirsiniz 

Bediüzzaman Said Nursi Efendi

said nursi bilge sözleri, ustad bediuzzaman sozleri,


Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki, bütün vaktini ona sarfediyorsun!
-Bediüzzaman Said Nursi
Milletimin imanını selamette görürsem, Cehennem’in alevleri arasında yanmaya razıyım!
-Bediüzzaman Said Nursi
Madem dünyanız ağlıyor ve hayatınız acılaştı.. O halde çalışınız ahiretiniz ağlamasın.
-Bediüzzaman Said Nursi
İslamiyet Güneş Gibidir, Üflemekle Sönmez! Gündüz Gibidir, Göz Kapamakla Gece OLmaz! Gözünü Kapayan Yalnız Kendine Gece Yapar!
-Bediüzzaman Said Nursi
Zaman gösterdi ki; Cennet ucuz değil, Cehennem de lüzumsuz değil.
-Bediüzzaman Said Nursi
Her sözün doğru olmalı; fakat her doğruyu söylemek, doğru değil.
-Bediüzzaman Said Nursi
Bizler muhabbet fedaileriyiz, husûmete vaktimiz yoktur.
-Bediüzzaman Said Nursi
Sevdası büyük olanın imtihanı da büyük olur.
-Bediüzzaman Said Nursi
İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet! Hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okur..!
-Bediüzzaman Said Nursi
Allah'ım madem sen varsın ve bâkisin, giden gitsin, sen bana yetersin.
-Bediüzzaman Said Nursi
Güzel gören, güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.
-Bediüzzaman Said Nursi
Her şey kader ile takdir edilmiştir; kısmetine razı ol ki rahat edesin.
-Bediüzzaman Said Nursi
Cenâb-ı Hakk’ı bulan, neyi kaybeder? Ve Onu kaybeden, neyi kazanır.
-Bediüzzaman Said Nursi
Kâinatta en yüksek gerçek imandır, imandan sonra namazdır.
-Bediüzzaman Said Nursi
Beni dünyaya çağırma, ona geldim fenâ gördüm.
-Bediüzzaman Said Nursi
İnsanları canlandıran emeldir; öldüren Ümitsizliktir.
-Bediüzzaman Said Nursi
Bîçare hakikatlar, kıymetsiz ellerde kıymetsiz olur.
-Bediüzzaman Said Nursi
Ey nefsim! deme zaman değişmiş, çünkü ölüm değişmiyor.
-Bediüzzaman Said Nursi
Hazırlanınız; başka, daimi bir memlekete gideceksiniz. Öyle bir memleket ki; bu memleket ona nispeten bir zindan hükmündedir.
-Bediüzzaman Said Nursi
Şükrün mikyası; kanaattir; ve iktisattır ve rızadır ve memnuniyettir… Şükürsüzlüğün mîzanı; hırstır ve israftır hürmetsizliktir haram helal demeyip rast geleni yemektir.
-Bediüzzaman Said Nursi
İnsanda en tehlikeli damar enâniyettir. Ve en zaif damarı da odur. Onu okşamakla çok fenâ şeyleri yaptırabilirler.
-Bediüzzaman Said Nursi
Haksızlığı hak zanneden adamlara karşı hak dâva etmek, Hakka bir nevi haksızlıktır.
-Bediüzzaman Said Nursi
Çaresi bulunan şeyde acze, çaresi bulunmayan şeyde ceza'a iltica etmemek gerektir.
-Bediüzzaman Said Nursi
Kur'an kalblere kuvvet ve gıdadır, ruhlara şifadır. gıdanın tekrarı, kuvveti arttırır.
-Bediüzzaman Said Nursi
Sivrisineğin gözünü halkeden, Güneş'i dahi o halketmiştir .
-Bediüzzaman Said Nursi
Kadınlar şefkat kahramanıdır. En korkağı da kahramancasına ruhunu yavrusuna feda eder.
-Bediüzzaman Said Nursi
Pirenin midesini tanzim eden, Manzume-i Şemsiyeyi de o tanzim etmiştir.
-Bediüzzaman Said Nursi
Evet, ümitvar olunuz; şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sada, İSLAMın sadası olacaktır
-Bediüzzaman Said Nursi
Marîz bir asrın, hasta bir unsurun, alîl bir uzvun reçetesi; ittiba'-ı Kur'andır.
-Bediüzzaman Said Nursi
Azametli bahtsız bir kıt'anın, şanlı tali'siz bir devletin, değerli sahibsiz bir kavmin reçetesi; ittihad-ı İslâmdır .
-Bediüzzaman Said Nursi
Deli adama iyisin, iyisin denilse iyileşmesi, iyi adama fenasın, fenasın denilse fenalaşması nâdir değildir .
-Bediüzzaman Said Nursi
Sıkıntı, sefahetin muallimidir. Ye's, dalalet i fikrin; zulmet-i kalb, ruh sıkıntısının menba'ıdır.
-Bediüzzaman Said Nursi
Arzı ve bütün nücum ve şümusu tesbih taneleri gibi kaldıracak ve çevirecek kuvvetli bir ele mâlik olmayan kimse, kâinatta dava-yı halk ve iddia-yı icad edemez. Zira herşey, herşeyle bağlıdır.
-Bediüzzaman Said Nursi
Ey Aslan Kürtler! Ey Asurîler ve Keyanîlerin cihangirlik zamanında piştar, kahraman askerleri olan Aslan Kürtler! Beş yüz senedir yattığınız yeter.Artık uyanınız, sabahtır.Yoksa sahra-i vahşette vahşet ve gaflet sizi yağmalayacaktır...
-Bediüzzaman Said Nursi
En bedbaht, en muzdarib, en sıkıntılı; işsiz adamdır. Zira atalet ademin biraderzadesidir; sa'y, vücudun hayatı ve hayatın yakazasıdır.
-Bediüzzaman Said Nursi
Tertib-i mukaddematta tefviz, tembelliktir; terettüb-ü neticede, tevekküldür.
-Bediüzzaman Said Nursi


Şu gecenin sabahı, şu kışın baharı, ne kadar muhakkak ve kat’i ise Haşr’ın sabahı,
berzah’ın baharı da o kadar muhakkak ve kat’idir.

Göz öyle bir hassedir ki, Ruh bu alemi o pencereden seyreder.

Medeniyet atmaksa iffet ve arı (utanmayı), Medenidir Afrika amyamları.
Cennet ucuz değil, Cehennem dahi luzumsuz değil.

Allah’i taniyan ve itaat eden, zindanda da olsa bahtiyardir… O’nu unutan, sarayda da olsa, zindandadir, bedbahttir. (Said Nursi)

Ümitvar olunuz, su istikbal inkilabâti (gelecekteki devrimler) içersinde, en yüksek sada (ses), Islam’in sadasi olacaktir.

Su gecenin sabahi, su kisin bahari, ne kadar muhakkak ve kat’i ise Hasr’in sabahi, berzah’in bahari da o kadar muhakkak ve kat’idir.
Menfaat üzerine dönen siyaset, canavardir.

Güzel gören, güzel düsünür. Güzel düsünen, hayatindan lezzet alir.

Insanlari canlandiran emeldir; öldüren ye’stir.

Insan arzuyu fikir zanneder.

Söhret, insanin mali olmayani dahi insana maleder.

Deli adama “iyisin, iyisin” denilse iyilesmesi, iyi adama”fenasin, fenasin” denilse fenalasmasi nâdir degildir.

Isledigimiz her bir günah, kafamiza giren her bir süphe, kalb ve ruhumuzda yaralar açar.

Göz öyle bir hassedir ki, Ruh bu alemi o pencereden seyreder.

Medeniyet atmaksa iffet ve ari, medenidir Afrika yamyamlari.
Cennet ucuz degil, Cehennem dahi luzumsuz degil.

Bu müthis düsmanlariniza karsi zirhiniz, Kur’an tezgahinda yapilan takvadir. Ve siperiniz, Resul-i Ekrem’in sünnet-i seniyyesidir. Ve silahiniz, istiaze ve istigfar ve hifzi ilahiyyeye ilticadir.

Hayat sebebiyle karinca küreden büyük olur.

Her söyledigin dogru olmali, fakat her dogruyu her yerde söylemek dogru degildir.

Zulmüyle âbâd olanin ahiri berbâd olur!

Güzel gören güzel düsünür, güzel düsünen hayatindan lezzet alir.

Gururu birak, seni yaratani düsün, kabre girecegini bil, öyle hazirlan.
Her söyledigin HAK olsun Fakat her HAKKI söylemek senin HAKKIN degildir:
“Ömrün kisa ise;ebedi bir ömrün var,merak etme

Ümitvar olunuz; şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sadâ, İslâmın sadâsı olacaktır.

Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.

Eğer bilsen gayret ne kadar hayırlı bir iştir. Ömrünü bir dakika boşa geçirmezdin.

Kendini başıboş zannetme. Zira şu misafirhane-i dünyada nazar-ı hikmetle baksan; hiçbir şeyi gayesiz, nizamsız göremezsin. Nasıl sen nizamsız, gayesiz olabilirsin.

İnsan ebed için yaratılmıştır. Onun hakiki lezzetleri, ancak marifetullah, muhabbetullah, ilim gibi umur-u edebiyedir.

Dünya bütün şâşâsıyla ahirete nisbeten bir zindan hükmündedir.

Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde fani dünya da bıraktığın eserlere de kıymet verme.

Namazın manası Cenab-ı Hakkı tesbih,tazim ve şükürdür.

İman hem nurdur hem kuvvettir. Evet hakiki imanı elde eden adam kainata meydan okuyabilir.

Herşey hakikaten güzeldir. Ya bizzat güzeldir veya neticeleri itibariyle güzeldir.


01 - Bîçare hakikatlar, kıymetsiz ellerde kıymetsiz olur.


02 - Ey nefsim! deme zaman değişmiş, çünkü ölüm değişmiyor.


03 - Hazırlanınız; başka, daimi bir memlekete gideceksiniz. Öyle bir memleket ki; bu memleket ona nispeten bir zindan hükmündedir.


04 - Şükrün mikyası; kanaattir; ve iktisattır ve rızadır ve memnuniyettir… Şükürsüzlüğün mîzanı; hırstır ve israftır hürmetsizliktir haram helal demeyip rast geleni yemektir.


05 - İnsanda en tehlikeli damar enâniyettir. Ve en zaif damarı da odur. Onu okşamakla çok fenâ şeyleri yaptırabilirler.


06 - Haksızlığı hak zanneden adamlara karşı hak dâva etmek, Hakka bir nevi haksızlıktır.


07 - Çaresi bulunan şeyde acze, çaresi bulunmayan şeyde ceza’a iltica etmemek gerektir.


08 - Kur’an kalplere kuvvet ve gıdadır, ruhlara şifadır. gıdanın tekrarı, kuvveti arttırır.


09 - Sivrisineğin gözünü halkeden, Güneş’i dahi o halketmiştir .


10 - Kadınlar şefkat kahramanıdır. En korkağı da kahramancasına ruhunu yavrusuna feda eder.


11 - Pirenin midesini tanzim eden, Manzume-i Şemsiyeyi de o tanzim etmiştir.


12 - Evet, ümitvar olunuz; şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sada, İSLAMın sadası olacaktır.


13 - Marîz bir asrın, hasta bir unsurun, alîl bir uzvun reçetesi; ittiba’-ı Kur’andır.


14 - Azametli bahtsız bir kıt’anın, şanlı tali’siz bir devletin, değerli sahibsiz bir kavmin reçetesi; ittihad-ı İslâmdır.


15 - Deli adama iyisin, iyisin denilse iyileşmesi, iyi adama fenasın, fenasın denilse fenalaşması nâdir değildir .


16 - Sıkıntı, sefahetin muallimidir. Ye’s, dalalet i fikrin; zulmet-i kalb, ruh sıkıntısının menba’ıdır.


17 - Arzı ve bütün nücum ve şümusu tesbih taneleri gibi kaldıracak ve çevirecek kuvvetli bir ele mâlik olmayan kimse, kâinatta dava-yı halk ve iddia-yı icad edemez. Zira herşey, herşeyle bağlıdır.


18 - Ey Aslan Kürtler! Ey Asurîler ve Keyanîlerin cihangirlik zamanında piştar, kahraman askerleri olan Aslan Kürtler! Beş yüz senedir yattığınız yeter.Artık uyanınız, sabahtır.Yoksa sahra-i vahşette vahşet ve gaflet sizi yağmalayacaktır.


19 - Tertib-i mukaddematta tefviz, tembelliktir; terettüb-ü neticede, tevekküldür. 

20 - En bedbaht, en muzdarib, en sıkıntılı; işsiz adamdır. Zira atalet ademin biraderzadesidir; sa’y, vücudun hayatı ve hayatın yakazasıdır.


21 - Şöhret zehirli bala benzer.


22 - Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise maneviyatta kördür.


23 - Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam şu memleket (kâinat) hâkimsiz olur?


24 - Ahiret gibi dünya saadeti dahi ibadette ve Allah’a asker olmaktadır.


25 - Her şey kader ile takdir edilmiştir, kısmetine razı ol ki rahat edesin.


26 - Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fani dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.


27 - Bismillah her hayrın başıdır.


28 - Cihad, merteb-i şehadetin merdivenidir


29 - Ya Rabbi! Seni kendime vekil yapıyor; azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda savaşıyorum. Ya Rabbi! Niyetim halistir; bana 
yardım et; sözlerimde hilaf varsa beni kahret!


30 - Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur.


31 - Madem bu dünya geçici bir imtihan meydanıdır, imtihanda rahat olmaz.


32 - Bu dünya bir karalama defteridir.


33 - Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki, bütün vaktini ona sarfediyorsun!


34 - Ahiret gibi dünya saadeti dahi ibadette ve Allah’a asker olmaktadır.


35 - Her şey kader ile takdir edilmiştir, kısmetine razı ol ki rahat edesin.


36 - Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fani dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.


37 - Bismillah her hayrın başıdır.


38 - Cihad, merteb-i şehadetin merdivenidir


39 - Milletimin imanını selamette görürsem, Cehennem’in alevleri arasında yanmaya razıyım!


40 - Madem dünyanız ağlıyor ve hayatınız acılaştı.. O halde çalışınız ahiretiniz ağlamasın.


41 - İslamiyet Güneş Gibidir, Üflemekle Sönmez! Gündüz Gibidir, Göz Kapamakla Gece OLmaz! Gözünü Kapayan Yalnız Kendine Gece Yapar!


42 - Zaman gösterdi ki; Cennet ucuz değil, Cehennem de lüzumsuz değil.


43 - Her sözün doğru olmalı; fakat her doğruyu söylemek, doğru değil.


44 - Bizler muhabbet fedaileriyiz, husûmete vaktimiz yoktur.


45 - Sevdası büyük olanın imtihanı da büyük olur.


46 - İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet! Hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okur!


47 - Allah’ım madem sen varsın ve bâkisin, giden gitsin, sen bana yetersin.


48 - Güzel gören, güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.


49 - Her şey kader ile takdir edilmiştir; kısmetine razı ol ki rahat edesin.


50 - Cenâb-ı Hakk’ı bulan, neyi kaybeder? Ve Onu kaybeden, neyi kazanır.


51 - Kâinatta en yüksek gerçek imandır, imandan sonra namazdır.


52 - Beni dünyaya çağırma, ona geldim fenâ gördüm.


53 - İnsanları canlandıran emeldir; öldüren Ümitsizliktir.



Sayfamızda agir sozler whatsapp, Anlam Dolu Sözler, ağır ciddi sözler, başarı atasözleri, başarı ile ilgili sözler, başarı sözleri karne için, bediuzzaman nursi sozleri, bediuzzaman said nursi sozleri, bediüzzaman dava sözleri, bediüzzaman guzel sozleri, bediüzzaman sözleri, bilgelerden başarı sözleri, büyüklerden hikmetli sözler, cok harika sözler, bulunmaktadır. Sayfamıza Yorum yazarak bizlere fikir önerebilir destek olabilirsiniz