ibretlik hikayeler dini etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ibretlik hikayeler dini etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ASiL ENGEL NEREDE-iBRETLiK HiKAYE

ibretlik-basari-hikayesi


ASiL ENGEL NEREDE-iBRETLiK HiKAYE

Roger Bannister'in hayali, bir mil koşusunda dünyanın en hızlı adamı olmaktı. O dönemde bir milin dört dakikanın altında koşulamayacağı düşünülüyordu. (ibretlik başarı hikayeler,
)

Hatta çeşitli dergilerde bunun mümkün olmadığı, insan vücudunun buna dayanamayacağı yazılıyordu. (yaşanmiş ibretlik bir hikaye,)

ibretlik kısa bir hikaye,

Tüm bu önyargılara rağmen Roger Bannister, 1954 yılında bir mili dört dakikanın altında koşarak inanılmazı başardı, işin asıl ilginç yanı bu rekordan sonraki iki yıl içinde, tam 213 atlet daha bir mili dört dakikanın altında koştu.

Ne değişmişti?...(ibretlik kısa bir hikaye,)

Kafalarda oluşan engelin kalkması dışında hiçbir şey.

Bilgeligin Ilk Adimi- ibretlik Hikayeler

ibretlik-hikayeler-ilim-kosku


BİLGELİGİN İLK ADIMI


Bir zamanlar, bir delikanlı bir bilgeye talebe olmak istedi.
- Bana talebe olmak zordur, korkarım sen bunu başaramazsın dedi bilge.
Ama genç kararlıydı. Kendisinden ne isterse yapmaya hazır olduğunu söyledi. Bilge de ona manevi yoldaki ilk vazifesini verdi:
- Bir yıl boyunca kim seni kızdırmaya çalışsa ona bir lira vereceksin.
Genç denileni yaptı ve tam bir yıl boyunca kendisini öfke- lendirmeye çalışan insanlara para verdi. Bir yılın sonunda genç, bilgeye geldi ve bundan sonraki vazifesine hazır olduğunu bildirdi:
- Önce şehre git ve bana biraz yiyecek al, dedi bilge.
Genç yanından ayrılır ayrılmaz, bilge dilenci kıyafetine bürünüp sadece kendisinin bildiği kısa bir yoldan gençten önce şehre ulaştı. Gencin geçeceği yola oturdu ve onu bekledi. Tam genç yanından geçecekken dilenci ona hakaret etmeye başladı. Başkalarının duyacağı sesle onun ne kadar aptal göründüğünü söyledi. Ama gençte hiçbir öfke işareti yoktu. Tam aksine:
No kadar harika! diye karşılık verdi genç sakin bir şekilde. Inm bir yıl bana hakaret eden herkese para ödemek zorunda Kaldım, şimdi tek kuruş ödemek zorunda değilim.
Bunun üzerine üzerindeki dilenci kıyafetini çıkaran ve yüzünü gösteren bilge, gence şöyle dedi:
- Başkalarının ne dediğine aldırış etmemeyi başaran bir kişi bilgelik yoluna adım atmış demektir. Eminim ki sen bundan böyle hakaretlere aldırış etmeyeceksin ve doğru bildiğin yoldan asla şaşmayacaksın.

Dini-hikayeler-adalet-ve-tevazu

kısa hikayeler, güzel kısa hikayeler, ibretlik hikayeler dini, ibretlik dini kısa hikayeler, ibretlik dini hikayeler oku, dini hikayeler kısa, kısa ibretlik hikayeler

 

Adalet ve Tevazu



Emevi halifelerinin büyüğü Ömer b. Abdülaziz Hazretleri, devlet başkanlığı sırasında kul hakkı ve sosyal adalet hususunda çok titiz davranırdı. Gece çalışmalarında ayrı işlere tahsis ettiği iki kandili vardı. Bunlardan birini kendi özel işleriyle ilgili notları yazarken kullanır, öbürünü ise devlet ve millet işleriyle ilgili yazışmalarda kullanırdı. Halife, birden fazla gömleği olmayan, varlıksız biriydi.
Yakınlarından birisi Ömer b. Abdülaziz'e bir elma hediye göndermişti. O da elmayı biraz kokladıktan sonra sahibine geri gönderdi. Elmayı geri götüren görevliye şöyle dedi:

- Ona de ki, elma yerini bulmuştur.

Fakat görevli itiraz edecek oldu:

- Ey müminlerin başkanı! Rasulullah Aleyhisselâm hediye kabul ederdi. Bu elmayı gönderen de senin yakınlarındandır.

Halife cevap verdi:

- Evet ama, Rasulullah s.a.v.'e verilen hediye idi. Bize gelince, bize verilen hediyeler rüşvet olur.

Valilerin maaşlarını çok bol verirdi. Sebebini şöyle açıklardı:

- Valiler para sıkıntısı çekmezler, bütün ihtiyaçları karşılanırsa, kendilerini halkın işlerine vakfederler.

Bir gece halifenin yanında bir misafiri vardı. Kandilin yakıtı tükenmişti. Misafir dedi ki:

- Hizmetçiyi uyandıralım da kandilin yağını koyuversin.

- Hayır, bırak onu uyusun. Ben ona iki ayrı işi yaptırmak istemem.

- Öyleyse ben kalkıp kandile yağ koyayım.

- Olmaz, misafire iş gördürmek yiğitlikten sayılmaz.

Kendisi kalktı, kandilin yağını koyup yerine döndü ve şöyle dedi:

- Ben kalkıp iş yaparken de Ömer'dim; gelip oturdum, yine aynı Ömer'im.

İki buçuk yıllık halifelik döneminde İslâm aleminde adaleti hakim kılmıştı. Büyük dedesi Hz. Ömer r.a. gibi adalet ve basiret sahibiydi. Henüz kırk yaşlarında iken onu çekemeyenler tarafından bin dinar altın para karşılığında hizmetçisi eliyle zehirlenmişti. Hizmetçisi suçunu itiraf ettiğinde, Ömer b. Abdülaziz, paraları adamdan alarak devlet hazinesine koymuş, kendisini serbest bırakmış, öldürülmekten kurtulması için de kaçmasını söylemişti.




Sayfamızda kısa hikayeler, güzel kısa hikayeler, ibretlik hikayeler dini, ibretlik dini kısa hikayeler, ibretlik dini hikayeler oku, dini hikayeler kısa, kısa ibretlik hikayeler, güzel dini hikayeler, kısa dini sözler, dini evlilik sözleri, ibretlik hikayeler, yaşanmış ibretlik hikayeler, ibretlik gerçek hikayeler, yaşanmış hikayeler, çok güzel hikayeler, yaşanmış gerçek hikayeler bulunmaktadır. Sayfamıza Yorum yazarak bizlere fikir önerebilir destek olabilirsiniz




Dini-hikayeler-islam-ve-iman

kısa hikayeler, güzel kısa hikayeler, ibretlik hikayeler dini, ibretlik dini kısa hikayeler,


İSLAM VE ÎMAN

Hazreti Ömer bin Hattâb radıyallahü anh anlatıyor: Bir gün biz, Peygamber aleyhisselâmın yanında iken birden, elbisesi bembeyaz sakalının kılları ile saçları kapkara, üzerinde yolculuk eseri görünmeyen, hiçbirimizin tanımadığı bir adam geliverdi. Peygamber aleyhisselâmın tâ yanına oturdu. Diz kapaklarını O'nun diz kapaklarına dayadı. Ellerini dizlerine koydu Ve:

— Ey Muhammed, bana islâm'dan haber ver? dedi. Allah'ın Peygamberi:
— islâm, Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed aleyhisselâmın Allah'ın Resulü olduğuna şehâdet etmen, namaz kılman, zekât vermen, Ramazan ayında oruç tutman, yol bakımından gücün yettiği takdirde hacc etmenden ibarettir, buyurdu.
Adam:

— Doğru söyledin, dedi.
(Hazreti Ömer) Biz buna hayret ettik. Hem soruyor, hem de Hazreti Peygamberi tasdik ediyor.
Adam devam ederek:
— Bana îman nedir? anlat, dedi. Allah'ın Peygamberi:
— iman, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe ve bir de hayır ile şer (herşey) in Allah'ın takdiri ile olduğuna inanmandan ibarettir, diye cevap verdi.
Adam:
— Doğru söyledin, dedi ve:
— İhsan nedir? diye sordu.
Allah'ın Peygamberi: .
— İhsan, Allah'ı görür gibi kendisine ibadet etmendir. Çünkü sen O'nu görmesen de, O seni görür, buyurdu. Adam:
— Bana kıyametin zamanından haber ver? dedi. Peygamber aleyhisselâm:
— Bu meselede kendisine sorulan kişi, sorandan daha bilgili değildir, dedi. Adam son olarak:
— O'nun (kıyametin) alâmetlerinden bana haber ver, dedi. Peygamber aleyhisselâm:
— Cariyenin efendisini doğurması; yalın ayaklıları, çıplakları, fakirleri ve koyun çobanlarını yapılarının yüksekliği ile övünür ve yarış eder oldukları halde görmendir, buyurdu.
(Hazreti Ömer) Sonra bu adam gitti ve ben, bir süre Peygamber aleyhisselâmın huzurundan ayrıldım; sonra kendisine vardığımda; Peygamber aleyhisselâm:
— Ey Ömer, soranın kim olduğunu biliyor musun? diye sordu.
— Allah ve Resulü en iyi bilir, dedim. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm:
— O, Cebrail'dir; dininizi öğretmek üzere size geldi, buyurdu.

(Buharî, Müslim, Ebû Davud, Tirmizî, Neseî)

Allah Rızası İçin.

Allah Rızası İçin ibretlik sözler ibretlik olaylar ibretlik hikayeler dini ibretlik görüntüler


Allah Rızası İçin

Ebû Hafs-ı Haddâd, Ebû Bekr-i Şiblî'nin evinde kırk gün misâfir kaldı. Çeşit çeşit yemeklerini yedi. Ayrılıp giderken yanına vardığında; 

"Ey Şiblî! Eğer yolun Nişâbur'a uğrarsa, yanıma gel! Misâfirperverlik nasıl oluyormuş, sana öğretirim." dedi. 

Şiblî de; "Ben ne yaptım ki?" deyince; 

"Başka ne yapacaksın, külfete girerek çeşitli yemekler hazırladın, civanmertlikte bu yoktur. Misâfir gelince öyle davranmalı ki, hizmet ederken üzerine bir ağırlık çökmemeli, gittiği için de ferahlamamalısın! Külfete girdiğinde, gelişi ağır gelir, gittiğinde de rahatlarsın. Böyle ev sâhipliği olmaz." buyurdu. 

Bir müddet sonra, İmâm-ı Şiblî kırk arkadaşıyla berâber Nişâbur'a geldi. Ebû Hafs-ı Haddâd'a uğradı. Ebû Hafs-ı Haddâd o gece kırk bir mum yakmıştı. Şiblî bunları görünce; 

"Bu ne hâl böyle?" dedi. 

Ebû Hafs-ı Haddâd; 

"Ne oldu?" buyurdu. 

Şiblî; 

"Külfete girmeyin, demiştiniz. Bu mumlar ne böyle?" dedi. 

Ebû Hafs-ı Haddâd; 

"Öyleyse onları söndür." buyurdu. 

Şiblî, kalkıp hepsini söndürmeye çalıştı, fakat, birini söndürebildi. 

Bunun üzerine Ebû Hafs-ı Haddâd; 

"Sizi Allahü teâlâ gönderdi. Ben de Allah rızâsı için kırk mum yaktım. Birini de kendim için yaktım. Benim için olanı söndürdün. Allah rızâsı için olanı söndüremedin. Sen ise Bağdât'ta her yaptığın şeyi benim için yapmıştın. Seninki külfet oldu, benimki ise külfet olmadı." buyurdu.