ibretlik kısa hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ibretlik kısa hikaye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kavgayı Bitirme Usulü (MUTLAKA OKUYUN)




Kavgayı Bitirme Usulü (MUTLAKA OKUYUN)

Peygamberimiz (s.a.v) bir gün ashabına, “Size cennetlik kadınların kimler olduğunu haber vereyim mi?” buyurdu.



Ashap, “Buyrun, haber verin yâ Resûlallah” dediler.


Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu saadeti hak eden kadınları şöyle tanıttı:


“Onlar kocalarını çok severler. Onlara çocuk verirler. Bir kızgınlık anında veya kendisine kötü davranıldığında ya da kocası ona kızdığında elini kocasının elinin üzerine koyar ve ona, işte elim elinde; sen benden razı olmadıkça uyku uyumayacağım’ der.”

Böyle bir kadın karşısında eriyip yumuşamayacak ve kusurun biraz da kendisinde olduğunu söylemeyecek erkek çok azdır. Kocasına karşı tevazu gösterip sabırla bu formülü uygulayan kadın dünyası da âhireti de cennet olur. 

Böyle özür dileyen bir kadının özrünü kabul etmeyen ve ona hâlâ sert davranan erkeğin de hesabını Allah görür.
| Kaynak: Taberânî, et-Kebîr, 19/140; el-Evsat, nr. 1764; Heysemî, Mecmau’z-


Zevâid, 4/312; Münzirî, et-Tergib
[Elinde sevgi sermayesi olan kimse, bunu önce en yakınlarına harcamalıdır.]
”BAŞKALARIDA OKUSUN DİYE PAYLAŞIRMISIN ?

Cok Güzel İbretlik Kısa- Mutlaka Okuyunuz



Bir gün toprakla oynayıp bâzen gülen bâzen ağlayan bir çocuğa rastladım. Önce çocuğa selâm vermek istedim. Fakat kibirden selâm vermedim. Hemen nefsime; 
"Ey nefis! Peygamber efendimiz büyüklere de küçüklere de selâm verirdi." diyerek çocuğa selâm verdim. 
Çocuk;
"Nefsin seni selâmdan men etti. Aklın ise seni selâm vermeye teşvik etti." diye cevap verdi. 
Adam :
"Sen neden toprakla oynuyorsun?" diye sordum.
Çocuk;
"Topraktan yaratıldık, yine toprağa karışacağız." dedi.
Adam :
Ben yine; "Seni bâzan ağlarken, bâzan gülerken görüyorum. Sebebi nedir?" diye sordum.

çocuk :

"Rabbimin azâb edeceğini hatırladığım zaman ağlıyorum. Rahmetini hatırladığım zamansa tebessüm ediyorum." dedi.

Adam : "Ey oğul! Senin hangi günâhın var ki ağlıyorsun?" diye sorunca,

çocuk;

Anam ateş yakarken, küçük odun olmadan, büyüklerin tutuşmadığını gördüm." diye cevap verdi."

İbretlik Kıssa - FISILTIYI DİNLE

büyüklerden nasihatler, dini bilgilendirici sözler, dini nasihatler dinle



FISILTIYI DİNLE VE TAŞI BEKLE

Genç bir yönetici, yeni Jaguar marka aracının içinde kurulmuş, 

biraz da hızlıca, bir mahalleden geçiyordu. Park etmiş arabaların 
arasından yola fırlayan bir çocuk olabilir düşüncesiyle

dikkatini daha çok yol kenarına vermişti. Bir şeyin yola fırladığını
görünce hemen

fren yaptı ama

aracı durana kadar geçen mesafede yola çocuk fırlamadı. Bunun yerine,
yepyeni arabasının yan kapısına büyükçe bir taş çarptı. Adam hızlıca frene
yüklendi ve taşın fırlatıldığı boşluğa doğru geri geri gitti. Sinirlenmiş
olan genç adam arabasından fırladı ve taşı atan çocuğu kaptığı gibi
yakında park etmiş olan bir arabanın gövdesine sıkıştırdı. Bunu yaparken
de bağırıyordu:

'Sen ne yaptığını sanıyorsun serseri? Bu yaptığın ne demek oluyor? O
gördüğün yepyeni ve pahalı

bir araba ve attığın o taşın mahvettiği yeri düzelttirmek için kaportacıya
bir sürü para ödemek zorunda kalacağım. Neden yaptın bunu?'

Küçük çocuk üzgün ve suçlu bir tavır içindeydi.

'Lütfen amca, lütfen kızmayın. Ben çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim,
bilemedim. Taşı attım, çünkü işaret etmeme rağmen diğer arabalar durmadı.'

Çocuk, gözlerinden süzülen yaşları elinin tersiyle silerek park

etmiş bir aracın arkasına işaret etti.

'Abim orada. Yokuştan aşağı yuvarlandı ve tekerlekli sandalyesinden düştü
ve ben onu kaldıramıyorum.'

Çocuğun şimdi hıçkırıklardan omuzları sarsılıyordu ve şaşkın adama

sordu:

'Onu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturtmama yardım edebilir misiniz?
Sanırım abim yaralandı ve benim için çok ağır.'

Genç yönetici ne diyeceğini bilemez halde boğazındaki düğümden yutkunarak
kurtulmaya çalıştı. Yerde yatan sakat çocuğu kaldırıp tekerlekli
sandalyesine oturttu, cebinden temiz ve ütülü mendilini çıkartıp, çeşitli
yerlerinde oluşmuş ve kanayan yara ve sıyrıkları dikkatlice silmeye
çalıştı. Bir şeyler söyleyemeyecek kadar duygulanmış olan genç adam,
abisinin tekerlekli sandalyesini iterek yavaş yavaş uzaklaşan çocuğun
ardından bakakaldı. Jaguar marka arabasına geri dönüşü yavaş yavaş oldu ve
yol ona çok uzun geldi. Arabanın yan kapısında

taşın bıraktığı iz çok derin ve net görülür şekildeydi ama adam orayı hiç
bir zaman tamir ettirmedi. Oradaki izi, şu mesajı hiç unutmamak için
sakladı: Hiç bir zaman yaşamın içinden, seni durdurmak ve dikkatini çekmek
için birilerinin taş atmasına mecbur kalacağı

kadar hızlı geçme. Allah ruhumuza fısıldar ve kalbimizle konuşur. Bazen, onu

dinlemek için vaktimiz olmuyorsa, bize taş fırlatmak zorunda

kalır.

Fısıltıyı dinle veya taşı bekle

Seçim senin

AFFET BABACIĞIM [İBRETLİK BİR KISSA]




AFFET BABACIĞIM [İBRETLİK BİR KISSA] 



Evlendiğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu.
Yine böyle bir tartışma anında; eşi, bütün bağları kopardı ve "Ya ben giderim, ya da baban bu evde kalmayacak" diyerek rest çekti... Eşini kaybetmeyi göze alamazdı.


Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası, sevdiği ve kendini seven bir eşi ve birde çocukları vardı. Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında. Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı. 

Hâlâ onu ölürcesine seviyordu.
Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu. 


Babasını yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti . Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak, böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı.

Babasına lâzım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu; "Baba bende seninle gelmek istiyorum" diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular.

Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı. Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı. Oğlu sürekli babasına "Baba nereye gidiyoruz ?" diye soruyor ama cevap alamıyordu. Öte yandan; nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor oğlu ve
torununa belli etmemeye çalışıyordu.

Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi. Sonra diğer malzemeleri taşıdı en son da babasını sırtlayarak yatağa yerleştirdi.

Tipi, adeta barakanın içinde hissediliyordu. Barakanın içinde fırtına vardı adeta. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı. Yarın yine gelir bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü.

Öyle üzgündü ki, dünya başına göçüyor gibiydi. O, bu duygular içindeyken babası, yüreğine bıçak saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti,
içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu.Oğlu ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın
vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu.

Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi, yanaklarını ve ellerini defalarca öptü. Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de
kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve oğlunun elini tutup hızla barakayı terk etti. Arabaya bindiler.

Oğlunu yola çıktıklarında ağlamaya başladı, neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye. Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, annen böyle istiyor diyemiyordu. Bir süre sonra Oğlu: "Baba, sen yaşlandığında ben de seni buraya mı getireceğim?" diye sorunca dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı. Barakaya ulaştığında "Beni affet baba." diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Oğlu: "Baba beni affet! Sana bu muameleyi yaptığım için beni affet!" diye hatasını belli ediyordu...

Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu...
"Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın... Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum."
”BAŞKALARIDA OKUSUN DİYE PAYLAŞIRMISIN ?OKUDUĞUNUZ KISSA'LAR İÇİN LÜTFEN YORUM YAPMAYI UNUTMAYIN...
SAYFAMIZ HAKKINDAKİ OLUMLU VE YA OLUMSUZ GÖRÜŞLERİNİZİ YORUM KISMINDA BELİRTİRSENİZ MEMNUN OLURUZ..YAPILAN HER YORUM BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİDİR

İbretlik Hikaye- Camasır Yıkamasını Bilmeyen Komşu




Camasır Yıkamasını Bilmeyen Komşu

Genç bir çift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine taşınmışlar. 

Sabah kahvaltı yaparlarken, komşu da çamaşırları asıyormuş. Kadın kocasına "Bak, çamaşırları yeterince temiz değil, çamaşır yıkamayı bilmiyor, belki de doğru deterjanı kullanmıyor" demiş. Kocası ona bakmış, hiçbir şey söylememiş, kahvaltısına devam etmiş.

Kadın, komşusunun çamaşır astığı her sabah aynı yorumu yapmaya devam etmiş. Bir ay kadar sonra bir sabah, komşusunun çamaşırlarının tertemiz olduğunu gören kadın çok şaşırmış. "Bak" demiş kocasına "çamaşır yıkamayı öğrendi sonunda. Merak ediyorum kim öğretti aceba?"

Adam, "ben bu sabah biraz erken kalkıp penceremizi sildim." diye cevap vermiş.

Gönül dünyanızda güzellikler varsa, baktığınız her yer aydınlık ve netse, gönül aynanızı temizlediyseniz, parlattıysanız, o aynadan yansıyan her şey güzeldir. GÜZEL BAKIN VE GÜZEL GÖRÜN..


Allah’ın Takdirine Kulun Aklı Ermez



Allah’ın Takdirine Kulun Aklı Ermez


Vehb b. Münebbih’ten rivayet edilmiştir, diyor ki: 

    - “İsrailoğullarının abidlerinden biri vardı ki, nehrin kenarındaki ibadethanesinde ibadet ederdi. Yakınında bir elbise tamir ve temizleyicisi vardı. Belinde para kemeri bulunan bir atlı gelip, kemerini ve elbisesini çıkarır. Nehirde elbisesini yıkar. Elbisesini giyer, fakat para kemerini orda unutup gider. 

    O gittikten sonra bir avcı gelip serpme ile balık avlamaya başlar. Para kemerini gören balıkçı onu alır, çekip gider. Sonra atlı gelir, para kemerini orda bulamaz. Elbise temizleyiciye: 

    “Para kemerimi burada unuttum” der. Adam: 

    “Ben onu görmedim” diye cevap verir. 

    Bu cevaba kızan atlı kılıcını çekip elbise temizleyiciyi öldürür. 

    Abid bu hali görünce, az kalsın fitneye kapılcaktı. Kendisini toplarlayan abid, Cenabı Hakk’a şöyle niyazda bulunur: 

    “Ey Yüce Allah’ım! Para kemerini balıkçı alır, elbise temizleyici öldürür.” Gece olup uyuduğu vakit, Allahü Teala abide rüyasında şöyle buyurur: 

    “Ey abid ve salih kulum, fitneye kapılma Rabbinin ilmine müdahele etme. Şunu iyi bil ki, o atlı, balıkçının babasını öldürüp malını almıştı. Para kemeri onun babasının malındandır. Elbise temizleyicisine gelince, onun sevap sahifeleri dopdolu idi. Ancak o sahifelerde günah vardı. Atlının amel defteri günahlarla dolu idi. Sevap hanesinde tek bir sevaptan başka bir şey yoktu. O elbise temizleyicisini öldürdüğü vakit, onun amel defterindeki bir tek günah silindi, atlının amel defterindeki sevab da silindi. Senin Rabbin dilediğini yapar, istediği şekilde hükmeder.”

Allah ın Her Yarattığında Bir Hikmet Vardır






Allah’ın Her Yarattığında Bir Hikmet Vardır


Adamın biri, pislik böceği görür ve: 

    - "Bu, yaradılışı çirkin pis kokulu olan bir yaratıktır. Allahü Teala’nın bunu yaratmasındaki maksadı nedir?" der. 

    Bunun üzerine Allahü Teala o adama bir çıban verdi ki, bütün doktorlar onu tedavi etmekten aciz kaldılar. Herkes yaranın iyileşmesinden ümit kesmişti ki, bir gün sokakta bağıran bir adamın sesini işitir ve onun getirilip, yarasına bakmasını ister. Kendisine: 

    - "Senin yaranı iyileştirmek en meşhur doktorlar bile aciz kaldılar, o adamın senin yaranı ne yapabilir" derler kendisine. Adam: 

    - "Muhakkak onun yanıma gelmesi lazımdır" der.

    Bunun üzerine adamı hastanın yanına getirirler. Adam çıbanı görünce, kendisine bir pislik böceği getirmelerini ister. Orada bulunanlar adamın bu isteğine gülerler. Fakat hasta başından geceni hatırlayıp, yanında bulunanlara, adamın istediğini kendisine getirmelerini söyler. Çünkü adam işin hakikatini görüyor ve biliyor" dedi. 

    Adama pislik böceği getirdiler. Böceği yakan adam, onun külünden çıbanın üzerine serpti, çıban Allah’ın izniyle hemen iyileşti. Hasta, orda bulunanlara söyle dedi: 

    - "İyi biliniz ki, Allahü Teala, mahlukatının en adi ve yaramaz olanında bile, en iyi deva bulunduğunu bana bildirmek murad buyurdu. Allah(c.c.) Hakim’dir Habir’dir...

Gafletten Hidayete


Gafletten Hidayete 

Sahabeden Amr İbnü'l Cemuh r.a. Hazretleri, İslâm'dan önce Medine'nin önde gelen şahıslarındandı. Ağaçtan yaptığı 'Menaf' adlı bir puta büyük saygı duyardı. Üç oğlu ise müslüman olmuştu.
Bir gece Amr b. Cemuh'un oğulları, bir arkadaşlarıyla birlikte Menaf'ı yerinden aldılar, götürüp bir lağım çukuruna attılar. Kimseye görünmeden de geri döndüler. Sabahleyin saygı için putuna giden Amr, onu yerinde bulamadı...

- Yazıklar olsun size! Bu gece tanrımızı kim çaldı? diye söylenmeye başladı. Bağıra çağıra, çevresine tehditler savurarak putunu aramaya koyuldu. Sonunda onu bir çukurda başaşağı devrilmiş olarak buldu. Kaldırıp temizledi, güzel kokular sürdü ve eski yerine koyarak şöyle dedi:

- Bu işi yapanı bir bilebilsem, onu perişan ederdim...

Ertesi gece gençler yine putu çalıp, bir gün önceki gibi yaptılar. Sabah olunca adam yine onu aradı ve pislikler içinde buldu. Alıp temizledi, güzelce kokulayıp yerine koydu.

Gençler ertesi gece yine aynısını yaptılar. Amr'ın sabrı taşmıştı. Yatmadan önce puta gitti, kılıcı boynuna taktı ve dedi ki:

- Ey Menaf! Bu işi sana kimin yaptığını  bilemiyorum. Şayet sende bir hayır varsa, al sana kılıç! Artık sen kendini koru!

Gençler, yaşlı Amr'ın derin uykuya daldığını anlayınca, putun boynundan kılıcı attılar. Evin dışına götürdüler ve bir köpek leşine bağlayıp bir lağım kuyusuna atıverdiler.

Adam uyanıp putunu bulamayınca, yine aramaya başladı. Bu kez de bir lağım kuyusunda, üstelik bir köpek leşine bağlı ve yüzüstü devrilmiş vaziyette buldu. Fakat bu defa onu çukurda olduğu gibi bıraktı ve şöyle dedi:

- Vallahi sen tanrı olsaydın, köpek leşine bağlı olarak bu kuyuda böyle bulunmazdın!

Amr müslüman oldu. Canını, malını ve çocuklarını Allah yolunda Rasulullah s.a.v.'in hizmetine verdi.

Gormek-ve-bakmak


dini nasihatler dinle, dini sözler anlamlı kısa, Görmek ve bakmak, hikayeler kissalar, ibretlik başarı hikayeleri ibretlik dini hikayeler

Aylin evden öylesine dolaşmaya çıkmıştı. Her zaman uğradığı mekanlara uğrayacak, belki oradan alışverişe geçecekti. Hava sıcaktı seyyar dondurmacıdan dondurma almak istedi. Dondurmayı alıp parayı verirken bir şey dikkatini çekti. 
Bankta oturan bir delikanlı gözlerini kırpmadan kendisine doğru bakıyordu. Aylin genç ve güzel bir genç kızdı. Bakılmak hoşuna gitmişti. Saçlarını geriye attı. Yoluna devam etmek yerine biraz daha oyalanmayı tercih etti. Şöyle üzerine başına baktı. Elbisesinden sarkan ipi çaktırmadan kopardı. Fotoğrafçıya poz verir gibi davranıyordu. Sanki banktaki delikanlıyı görmemiş gibi yapıyordu. 
Dondurmayı daha bir ihtimamlı yaladı. Acaba ruju akmış mıydı ? Sırtını dönüp çantasından çıkardığı el aynasıyla kontrol etti. Biraz akmıştı ama şimdi insanların ortasında makyaj tazeleyemezdi. Ayakkabılarının üzerinde de çamur damlacıkları vardı keşke özenli yürüseydi. Heyecanlanmamaya çalışıyordu ama nabzı artmış, ateşi yükselmişti. Delikanlı hala ona bakıyordu.
“Demek ki büyüleyici bir halim var, sürekli bana baktığına göre” dedi. Acaba delikanlı tanıdık birisi miydi? Doğrudan bakmaya çekiniyordu, çaktırmadan yan gözle baktı. Galiba tanıdık değildi.
Delikanlının giyimi fena değildi. Efendi birisine benziyordu. Ama birisine öyle aval aval dakikalarca bakılmaz ki?  Bekarlığı kafasına vurmuş biri miydi acaba? Tanımadan bilemezdi. Acaba delikanlı kalkıp yanına gelecek miydi? O kadar baktıktan sonra elbet gelirdi. Dondurması az kalmıştı. Biterse orada duraklaması için bir nedeni kalmayacaktı. Biraz etrafa bakındı. Sanki birisini bekliyormuş gibi yaptı. Dondurmayı bitirmekte acele etmedi.
Delikanlının oturduğu banktan kalkıp yanına gelmesini, en azından bir iki şey söylemesini bekliyordu. Delikanlı birkaç söz söyleyince, onunla ilgilenmeyip oradan hemen ayrılacaktı. Sonra da arkadaşlarına birinin kendisine asıldığını ama yüz vermediğini ballandıra ballandıra anlatacaktı. Ama görünen o ki kendisi delikanlıdan daha fazla heyecan yapmıştı. Tam ümitleri suya düşecekti ki delikanlı ayağa kalktı ve kör bastonunu kullanarak yürümeye başladı. Meğerse delikanlı kördü.
Aylin hayıflandı:
-Neden körler sürekli siyah gözlük takar, şimdi anlamış bulunuyorum!


Sayfamızda anlamlı cümleler sözler, anlamlı hayat dolu sozler, büyüklerden nasihatler, dini bilgilendirici sözler, dini nasihatler dinle, dini sözler anlamlı kısa, Görmek ve bakmak, hikayeler kissalar, ibretlik başarı hikayeleri ibretlik dini hikayeler, ibretlik dini kısa hikayeler, ibretlik kısa hikaye, ibretlik kısa hikayeler dini, mevlana sözleri çok güzel, bulunmaktadır. Sayfamıza Yorum yazarak bizlere fikir önerebilir destek olabilirsiniz 

Neden Kurtardın !!


ibretlik-kıssalar-dini-hikayeler-ders-verici-hikayeler

NİYE KURTARMIŞ

Zalim Haccac bir gün bir göle düşer yüzme bilmediği için çırpınmaya başlar, derken birisi suya atlar ve Haccac'ı kurtarır. Gölden çıkarılan 

Haccac, adama sorar;

- Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Adam;

-Evet, Haccac'sın diye cevap verir. Haccac yine sorar,

- Beni seviyor musun? Adam kısaca cevap verir;

-Hayır! Haccac:

-Öyleyse, der beni niye kurtardın. Adam cevap verir:

- Peygamber efendimizin bir hadisi şerifi var:

"Suda boğulan şehid olur" Onun için kurtardım.

İyilik ve Kotuluk

resimli ibret verici sözler recebim ibret olsun ibret alınacak resimli sözler ibret sözlük anlamı ibret verici dini hikayeler ibret verici dini videolar ibretli kıssalar ibretlik kıssalar

İYİLİK VE KÖTÜLÜK

Yaşlı adam kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki köpeği izliyorlardı. 

Köpeklerden biri beyaz, biri siyahtı ve oniki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesi önünde boğuşup duruyorlardı.

Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı iki iri köpekti bunlar. Çocuk, kulübeyi korumak için biri yeterli gözükürken niye ötekinin de olduğunu, hem niye renklerinin illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak  istiyordu artık. O merakla sordu dedesine.

Yaşlı adam, bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı.
-Onlar? dedi, ?benim için iki simgedir evlat.?

-Neyin simgesi? diye sordu çocuk.

-İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün köpekler gibi, iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için yanımda tutarım onları.?

Çocuk, sözün burasında, mücadele varsa, kazananı da olmalı, diye düşündü ve her çocuğa has bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi:

-Peki, sence hangisi kazanır bu mücadeleyi??

Bilge adam, derin bir gülümsemeyle baktı torununa:

-Hangisi mi evlat? Ben hangisini daha iyi beslersem o!?

Terzinin Tovbesi

ibretlik kıssadan hisseler ibretlik kıssadan hisse ibretlik kıssalar dinle ibretlik kıssalar video ibretlik kıssalar kitabı

TERZİNİN TEVBESİ

Bir terzi Allah dostlarından birine sorar:

-Peygamberimizin, "Allahü teâlâ, günahkâr kulunun tövbesini, canı gargaraya gelmeden kabul eder" hadis-i şerifi hakkında ne buyurursunuz?

Cevap vermeden o kimseye sorar mubarek zat.

- Mesleğin nedir?

-Terziyim, elbise dikerim.

-Terzilikte en kolay şey nedir?

-Makası tutup, kumaş kesmektir.

-Kaç senedir, bu işi yaparsın?

-Otuz senedir.

-Canın gargaraya geldiği zaman kumaş kesebilir misin?

-Hayır, kesemem!

-Bir müddet zahmet çekip, öğrendiğin ve otuz sene kolaylıkla yaptığın bir işi, o zaman yapamazsan, ömründe hiç yapmadığın tövbeyi o zaman nasıl yapabilirsin? Bugün gücün yerinde iken tövbe et! O zaman belki yapamazsın, buyurdu.

Delinin Veliye Ögudu

ibretlik kıssalar facebook ibretli dini kıssalar çok ibretli kıssalar ibretli kıssa ibretlik kissa ibretlik bir kıssa ibretlik dini kıssa ibretlik evlilik kıssaları ibretlik islami kıssalar ibretlik namaz kıssaları ibretlik peygamber kıssaları

DELİNİN VELİYE TAVSİYESİ

Bayezid-i Bestamî hazretleri. Büyük velilerden. Bir gün tımarhanenin önünden geçiyor. Tımarhane hizmetçisinin tokmakla birşeyler dövdüğünü görüyor:

-Ne yapıyorsun?
Hizmetçi:

-Burası tımarhanedir. Delilere ilâç yapıyorum.

-Benim hastalığıma da bir ilâç tavsiye eder misin?

-Hastalığını söyle.

-Benim hastalığım günah hastalığı... Çok günah işliyorum..

-Ben günah hastalığından anlamam... Ben delilere ilâç hazırlıyorum..

Parmaklığının arasından konuşulanları duyan bir deli,(!) Bayezid-i Bestamî hazretlerine:

-Gel dede, gel! Senin hastalığının çaresini ben söyleyeyim, diye seslendi.

Bayezid-i Bestamî hazretleri, delinin yanına sokularak:

-Söyle bakalım, benim derdime çare nedir? dedi.

Deli(!) şu ilâcı tavsiye etti:

-Tevbe kökü ile istiğfar yaprağını karıştır... Kalb havanında tevhîd tokmağı ile döv, insaf eleğinden geçir, göz yaşıyla yoğur, aşk fırınında pişir... Akşam-sabah bol miktarda ye... O zaman göreceksin senin hastalığından eser kalmaz, dedi.

Bu güzel ilâcı öğrenen Bayezid hazretleri:

-Hey gidi dünya hey! Demek, seni de deli diye buraya getirmişler, deyip oradan ayrıldı.

Bu ilâç, halen günah hastası olanlara tavsiye olunmaya değer bir ilâçtır. Yani bu formülün hükmü hâlâ devam etmektedir.

YÜCE RABBİMİZ böyle delileri başımızdan eksik etmesin:)

Kücük Cocuk ve Duasi

ibretlik-kıssalar-dini-hikayeler-ders-verici-hikayeler

KÜÇÜK ÇOCUK VE DUASI

Deniz kenarına oturmuş, gözlerinide ilerdeki bir noktaya dikmişti. Belki de bir saattir öylece duruyordu. Onun bu hâli, alışveriş için balıkçı sandallarının kıyıya dönmesini bekleyen bir ihtiyarın dikkatini çekti. Yaşlı adam, seke seke onun yanına gidip:

- Merhaba delikanlı!. dedi. Bu gün deniz çok harika değil mi?
Küçük çocuk, başını çevirmeden;

- Ama rüzgârlı, dedi. Topum denize düşünce sürükleyip götürdü.
Adam, çocuğun yanına oturup:

- Eğer biraz genç olsaydım, yüzüp onu alırdım!. dedi. Ama şimdi adım bile atamıyorum.

Küçük çocuk, ona cevap vermedi. Ve kıyıdan uzaklaşan topunu daha iyi görebilmek için, hemen yanındaki tümseğe çıktı.
Yaşlı adam, sakin bir ses tonuyla:

- Ümidini hiçbir zaman kaybetme!. dedi. Bence dua etsen çok iyi olur.
Çocuk, büyük bir sevinçle:

- Dua etsem topum geri gelir mi? diye sordu. Denize düştüğü yeri bilir mi?

- Allah isterse eğer, ona öğretir!. dedi ihtiyar. Topun geri gelmese de, duaların sevabı sana yeter.

Küçük çocuk, yaşlı adamın sözlerini biraz düşündükten sonra, her okuduğunda dedesinden bahşiş kopardığı duaları ard arda sıraladı. Daha sonra da, topun dönmesi için Allah'tan yardım istedi. Ama üzüntüsü azalmamıştı. O topa bir sürü para harcamış, bayram parasını bile ona katmıştı. Şimdi artık tek şansı, bazen olduğu gibi, rüzgârın âniden yön değiştirmesiydi. Ama deniz çok büyüktü, topu ise küçücük. Akşam üstü hava biraz daha sertleşti. Ve güneş batmak üzereyken sandallar döndü. Çocuk, eve gitmek istemiyordu. Bu yüzden de ihtiyarla birlikte oyalandı.

Yaşlı adam, hep aynı balıkçıdan alışveriş yapardı. Sonunda onu bulup:

- Avınız inşallah iyi geçmiştir!. dedi Eğer varsa, birkaç kilo alabilirim.

Sandaldaki adam, bir kova içindeki balıkları gösterip:

- Zaten ancak o kadarcık tutmuştum, dedi. Denizde "av" diye bir şey kalmadı.

- Dua etmeyi denediniz mi? diye atıldı çocuk. Ümidinizi sakın kaybetmeyin!.

Balıkçı için her şey tesadüftü. Bunun için de "rasgele" derlerdi. Ama şimdi bir şey hatırlamıştı. Yıllar yılı unuttuğu bir şeyi. Çocuğun yanaklarını okşarken:

- Dua ha!. diye mırıldandı. O zaman tutar mıyım?

- Tutamasanız bile, duaların sevabı size yeter, dedi çocuk. Bunu yeni öğrendim.

Balıkçı, böyle bir sözü ilk defa duyuyordu. Başını ağır ağır sallayarak:

- Ben de yeni öğrendim!. diye gülümsedi. Üstelik de küçük bir öğretmenden.

Çocuk, bu sözlerden çok hoşlanmıştı. Artık topun gitmesine üzülmüyordu. 
Yanındaki yaşlı adam ona bir göz kırparken, balıkçı tekrar sandala yöneldi ve ağların üzerindeki eski örtüyü açtı. Bir top vardı orada. Henüz ıslak olduğundan, ışıl ışıl parıldayan bir futbol topu. Balıkçı, onu çocuğa uzatıp:

- Öğretmenlerin hakkı hiç ödenmez!. dedi. Bunu biraz önce denizde buldum!. 
Küçük çocuk, rüyada olmalıydı. Hiç beklenmedik şeylerin yaşandığı bir rüya. 
Aceleyle sağa sola bakındı. Ama her şey gerçekti. Balıkçı da, sandal da, ihtiyar 
da... Topu ise, işte ellerindeydi. Ona sıkıca sarılıp:

- Bir daha benden izinsiz gezmek yok!. dedi. Ya dua etmeseydim ne olurdun o zaman?

İlginc Bir Soru

ibretlik-kıssalar-dini-hikayeler-ders-verici-hikayeler

İlginç Bir Soru

İmam-ı Azam´ın da bulunduğu bir mecliste birisi şöyle bir soru sordu :
- "Bir adam ki, cenneti istemez, cehennemden korkmaz, ölü eti yer, rükûsuz secdesiz namaz kılar, görmediğine şahitlik eder, fitneyi sever, hakkı istemez, bu adam kafir midir, mümin mi?"
Mecliste bulunanlar ağız birliği etmişçesine ;
- "Bunlar kafirin sıfatlarıdır, böyle bir adam kafirin ta kendisidir." dediler.
İmam-ı Azam susuyordu : "Ya imam sen ne dersin?" dediler.
İmam-ı Azam, "Bunlar müminin sıfatıdır, böyle biri müminin ta kendisidir" dedi.
Itiraz ettiler: "Ya imam nasıl olur, mümin cenneti istemez mi, cehennemden korkmaz mı?.." diye.
İmam tek tek açıkladı :
"Gerçek (bilinçli) mümin cenneti istemez, sahibini (Allah´ı) ister,
cehennemden korkmaz, sahibinden korkar,
ölü eti dediğiniz balıktır,
görmediğine şahitlik eder, çünkü Allah´ı görmez ama kesin inanır,
rükusuz secdesiz kıldığı namaz cenaze namazıdır,
fitneyi sever, çünkü fitneden maksat mal ve evladdır, (Kur´an´da mal ve evladın müminler için fitne -imtihan- olduğu belirtilmiştir);
hakkı istemez, çünkü haktan kasıt ölümdür, mümin de olsa ölümü temenni etmez."

Adalet Sabibi Bir İslam Halifesi


ibretlik-kıssalar-dini-hikayeler-ders-verici-hikayeler

Adalet Sabibi Bir İslam Halifesi

Bedir günüydü savaş kazanılmış.
70 esir ele geçirilmişti. Allah Peygamber’e Cibril vasıtasıyla bu 70 esirin akıbeti için, Ömer ve Ebu Bekir’ e danışması emrini verdi..
Peygambere her hususta şu ikiye danış emri gelmişti. ( Ömer ve Ebu bekir’e) danış Emri …
- Ya Ebu Bekir bugün düşmanlarımızdan Allah’ın yardımıyla 70 tane esir elimize geçmiştir. Sen ne düşünüyorsun?
- Ya Resulullah; Onları fidye karşılığı serbest bırakalım. Belki onların arasından gelecekte, Allah’ın yoluna baş koymuş her işte Allah’ın yolunu gözeten müminler çıkar.
Peygamber hoşnut oldu. Sonra;
- Ey Hattabın oğlu ; Allah ikinize her hususta danışmamı emretti ya Sen ne dersin?
- Ya Resulallah ben şunu derim ki; Akili Ali’ ye kardeşini Ebu Bekir’e benim amcaoğlumu da bana verin. Biz bunları öldürelim. Böylelikle Allah görsün ki içimizde onun düşmanlarına hiç sevgi yoktur.
Peygamber onaylamadı. Ebu Bekir’i kastederek;
- Ya Ebu Bekir sen Meleklerden Mikail gibisin onların üzerine rahmetle inersin. Enbiyada İbrahim gibisin ” Ya Rabbi düşmanlarını mağfiret et ” demişti.
Sonra da Ömer’i kastederek;
- Ya Ömer senin kalbin kayalardan daha serttir. Meleklerden Cibril gibisin o azabla iner yere Enbiya da Nuh gibisin ” Ya Rabbi ümmetinden sana uymayanlara azabını indir ” demişti..
Sonra ki gün Ömer perişan, nerede Peygamber ve Ebu Bekir’i arasa yok nihayet ümidini kaybetmişken, bir dağın yamacına ulaştı. Peygamber ve
Ebu Bekir ağlamaktan perişan..
Hz Ömer Onlara yetişti..
- Anam Babam sana Feda olsun Ya Resulullah ; ” Neden ağlıyorsunuz ? …
- Peygamber yüzünü döndü.
- Dün Allah senin ve Saad bin Muaz’ı tasdik etti ve Azabı üzerimize çöktü.
- Şu Uhud dağını görüyor musun? Azab o dağa kadar geldi dağa çarptığı gibi geri döndü. Eğer azab gerçekleşseydi Sen ve Muaz dışında kimse kurtulamazdı..
- Yani Allah’ın Ayetine siz muktedir oldunuz biz helak oluyorduk işte bu yüzden ağlıyoruz ya Ömer…

Bir Genc Kizin İbretlik Sonu


ibretlik-kıssalar-dini-hikayeler-ders-verici-hikayeler

Şehir içi dolmuşların birinde 20 yaşlarında ince elbiseler giyinmiş genç bir kız,utanma duygusunu parçalar bir şekilde,açılıp saçılmış fitne sergiliyordu.Arkasında saçı sakalı ağarmış ihtiyar,genç kızın halinden dolayı arkasında utançla oturuyordu.Kızın kulağına eğilerek edeple şöyle fısıldadı:
Ey kızım sana yakışan örtünmektir.Tesettür,insan kurtlarının iştahını kabartan bu şeffaf elbiseden daha faziletlidir.Hem bu hayâyı parçalar fitneye sürükler. Genç kız şöyle dedi: Sana ne? kabrime benimle beraber mi gireceksin?cennete ve cehenneme koymak senin elinde mi? Kız ahmaklaşmış,adamın üzerine gitmeye başlamıştı.Sonra cür’eti ve utanmaz tavırlarını artırdı,adamla alay ediyor şöyle diyordu: Al,işte cep telefonum.
Allahı arada,bana cehennemde hangi odayı ayıracağını söyle.Ve çirkin bir kahkaha attı. Adam çekindi.Allaha sığındı.Allah bana yeter.o ne güzel vekildir dedi ve sustu. Bu cahil kıza nasihat edeceğine pişman oldu.Sessiz geçen 10 dakikadan sonra şoför durağa gelmiş,herkes inmeye başlamıştı.herkes genç kızın da inmesini bekledi. O arabanın kapısının yakınında oturuyordu ve uyuyup kalmıştı.
Adama onu uyandırmasını söylediler. Adam çekinerek onu hafifçe sarstı ve kız yere seriliverdi.Ruhunu yaradanına çoktaaan teslim etmişti. Yolcular,gördükleri duruma hayret ederek titrediler ve biz Allahtan geldik ona dönücüleriz dediler. Genç kız yaratıcısıyla alay etmişti. İşte cep telefonum demişti, Allahı ara bana cehennemde hangi odayı ayıracağını söyle diyordu.Ve bu söylediklerinin ardından da Rabbine doğru yola çıkmıştı.İşte,hayatı rabbiyle dalga geçtiği sırada sonlanmıştı. Bu ibret tablosu şu hadisi hatırlatıyor.
“Şüphesiz kul ucunun nereye varacağını düşünmeden, Allah’ı gazaplandıracak bir söz söyler bu sayede cehennemi boylar.” unutmayın bılmeden önem vermeden soyledıgınız sozler sızın helakınıza neden olabılır.

Son nefesinde şehadet getirmekte zorlanan

ibretlik-kıssalar-dini-hikayeler-ders-verici-hikayeler


Son nefesinde şehadet getirmekte zorlanan sahabe 

Bir gün Hz. Peygamber’e (asm) birisi gelir ve:
"Ya Resulullah! Bir genç ölmek üzere. Ona ölürken ‘La ilahe illallah...’ sözü telkin edildi. Ama bunu söylemedi." der. Resulullah (asm):
“Namaz kılıyor muydu?” diye sorar. Adam:
“Evet, diye cevap verince Resulullah (asm) ile birlikte kalkarak o gencin yanına giderler. Hz. Peygamber (asm) ölmek üzere olan delikanlıya”:
“La ilahe illallah de, diye telkinde bulunur.” O da:
“Söyleyemiyorum, gücüm yetmiyor." der. Hz. Peygamber (asm):
“Niçin?" diye sorunca, orada bulunanlardan birisi:
“Annesine isyan ediyordu” diye cevap verir. O zaman Hz. Peygamber (asm):
“Annesi yaşıyor mu?” diye sorar.
“Evet!" derler. Ve çağırırlar. Kadın gelince Hz. Peygamber (asm) ile kadın arasında şu konuşma geçer:
“Bu senin oğlun mu?”
“Evet.”
“Kızgın alevlerle yanan kocaman bir ateş gördüğünde sana:
“Eğer oğlunu sen bağışlarsan biz de bırakırız, yoksa onu gördüğün bu ateşe atacağız denilse bağışlamaz mısın?”
“Ya Resulullah! Öyleyse onu affediyorum.”
“Ondan razı olduğuna dair Allah'ı ve beni şahit tut.”
“Allah’ım! Sen ve Peygamberim şahidimsiniz, oğlumdan razıyım” dedi.
Hz. Peygamber (asm) bu konuşmadan sonra delikanlıya dönerek:
“Ey Delikanlı ‘La ilahe illallahü vahdehü la şerike leh ve Eşhedü enne
Muhammeden Abdühü ve Rasülühü’ de, diye telkinde bulunur ve delikanlı bu kez söyleyebilir.” Bunun üzerine Resulullah (asm):
“Şefaatim sebebiyle onu ateşten kurtaran Allah'a hamd olsun, der.”
 (Taberânî, Ahmed) 




Sayfamızda büyüklerden nasihatler, dini bilgilendirici sözler, dini nasihatler dinle, dini sözler anlamlı kısa, hikayeler kissalar, ibretlik başarı hikayeleri ibretlik dini hikayeler, ibretlik dini kısa hikayeler, ibretlik kısa hikaye, ibretlik kısa hikayeler dini, ibretlik-kıssalar-dini-hikayeler-ders-verici-hikayeler, mevlana sözleri çok güzel, bulunmaktadır. Sayfamıza Yorum yazarak bizlere fikir önerebilir destek olabilirsiniz 

HANİ CAMİYE GELMİCEKTİN

ibretlik-kıssalar-dini-hikayeler-ders-verici-hikayeler

--HANİ CAMİYE GELMİCEKTİN ?
Yolda karşılaştığımızda ezan okunuyordu.
-Gel seni camiye götüreyim, dedim. Bugün Cuma biliyorsun.
-Sen de benim camiye gitmediğimi biliyorsun, dedi
-Biliyorum ama, sebebini gerçekten merak ediyorum.
-Ne bileyim olmuyor işte, dedi.Hem pantolonumun ütüsü bozulup, dizleri çıkar diye endişe ediyorum.Gayri ihtiyari gülmeye başladım.
-Herhalde şaka yapıyorsun, dedim. Bunun için cami terk edilir mi?
-Ciddi söylüyorum, dedi. Giyimime ve özellikle yeşile düşkün olduğumu bilirsin.
Gerçekten öyleydi. Giydiği birbirinden güzel elbiseleri mutlaka yeşilin bir başka tonundan seçer ve her zaman ütülü tutardı.
-Peki, dedim.Hayatında hiç camiye gitmedin mi?
-Çocukken dedemle birkaç kere gitmiştim, dedi. Hem o yaşlarda dizlerim aşınacak diye herhalde endişe etmiyordum. Fakat artık camiye gidebileceğimi zannetmiyorum.
Söyledikleri beni son derece şaşırtmış ve bu konuyu açtığıma pişman etmişti. Daha sonra el sıkışıp ayrıldık.
Onunla konuşmamızdan 2 ay sonra, kendisinin camide olduğunu söylediler. Hemen gittim. Bahçedeki namazsaflarının en önünde duruyordu ve üzerinde yine yeşiller vardı.
Yavaşça yanına yaklaştım ve kısık bir sesle:
-Hani, dedim. Camiye gelmeyecektin?
Hiç sesini çıkarmadı. Çünkü musalla taşının üzerinde, yeşil örtülü bir tabut içinde yatıyordu.