hikayeler kissalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hikayeler kissalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kurtlarin-vazifesi-ibretlik-hikayeler

anlamli-sozler-edebiyat-sozleri

KURTLARIN VAZİVESİ
Bir gün Yûsuf-i Bahirânî isminde bir zât kendi kendine;
"Bâyezîd-i Bistâmî'nin yanına gideyim. Eğer, açıktan bir kerâmet gösterirse velî olduğunu kabûl edeyim. Böylece onu imtihân etmiş olayım." diye düşündü. Bu düşünce ile, Bâyezîd-i Bistâmî'nin bulunduğu yere geldi.

Bâyezîd-i Bistâmî onu görünce buyurdu ki;
"Biz kerâmetlerimizi, talebelerimizden Ebû Saîd Râî'ye havâle ettik. Sen ona git."
Bu kimse gidip, Ebû Saîd Râî'yi sahrada buldu. Kendisi namaz kılıyor, koyunlarına da, kurtlar bekçilik ediyordu. Namaz bitince, gelen kimse kendisinden tâze üzüm istedi. Oralarda üzüm bulunmazdı ve zamânı da değildi. Ebû Saîd Râî, asâsını ikiye bölüp, bir parçasını gelen kimsenin tarafına, diğer kısmını da kendi tarafına dikti. Allahü teâlânın izni ile, hemen o parçalar asma oldu ve tâze üzüm verdi. Fakat, Ebû Saîd tarafında bulunan üzümler beyaz, gelen kimsenin tarafında bulunan üzümler siyah idi. O kimse, üzümlerin renklerinin farklı olmasının sebebini sordu.
Ebû Saîd Râî;
"Ben, Allahü teâlâdan, yakîn yolu ile istedim. Sen ise imtihan yolu ile istedin. Dolayısıyle, renkleri de niyetlerimize uygun olarak meydana geldi." buyurdu ve o kimseye bir kilim hediye edip, kaybetmemesini tenbih etti.
O kimse kilimi alıp, hacca gitti. Fakat, kilimi, Arafat'da kaybetti. Çok aradı ise de bulamadı. Hac dönüşünde, Bistâm'a, Bâyezîd hazretlerinin yanına uğradı. Baktı ki kaybettiği kilim, Bâyezîd-i Bistâmî'nin önünde duruyor. Bu hâdiselere şâhid olduktan sonra, böyle yüce bir zâttan, kerâmet istediğine çok pişmân oldu. Tövbe ve istigfâr edip, Bâyezîd-i Bistâmî'nin talebeleri arasına katıldı.

kul-hakki-ve-cennete-girmek

kul-hakki-cennete-girmek

KUL HAKKI VE CENNETE GİRMEK
Hz. Enes (r.a.) anlatıyor:
Resûlüllah (s.a.v.) ile beraber bulunuyorduk. Bir ara azı dişleri görülecek şekilde gülümsedi. Sebebini sorduğumuzda şöyle buyurdular:

-Ümmetimden iki kişi Allâh'ın huzuruna gelirler.
Birisi,
-Yâ Rab, benim bunda hakkım var; hakkımı bundan al, bana ver, der.
Allah Teâlâ da ötekine,
- Hakkını ver, buyurur.
Adam,
-Yâ Rab, bende sevap nâmına bir şey kalmadı, der.
Cenâb-ı Hakk,
-Baksana, bu adamın sevabı kalmadı, ne dersin? buyurur.
Adamcağız,
- O halde benim günahlarımdan alsın, der.
Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz bunu anlatırken gözleri yaşardı ve, 'O gün büyük bir gündür. İnsan; günâhının alınmasını ister' dedi.
Bunun üzerine Allah Teâlâ hak sahibine,
-Başını kaldır ve cennete bak, buyurur.
Adamcağız,
- Yâ Rab, inci ile işlenmiş, gümüşten ve altından köşkler görüyorum. Bunlar hangi peygamber, hangi sıddîk veya hangi şehitler içindir? der.
Allah Teâlâ,
-Bunlar, bana ücretini verenler içindir, buyurur.
Adamcağız,
-Bunların hakkını kim ödeyebilir? der.
Hz. Allah,
-Sen istersen bunlara sahip olabilirsin, buyurur.
Adam,
-Nasıl olur, yâ Rab? deyince,
Cenâb-ı Hakk,
-Hakkını bu adama bağışlamakla, buyurur.
Adam,
-O halde ben bunu affettim, der.
Allahü zû'l-Celâl hazretleri de,
-Arkadaşını al, beraberce cennete girin, buyurur.
Sonra Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz,
'Allah'tan korkun, Allah'tan korkun ve siz de kendi aranızı düzeltin. Bakınız, bizzat Hazret-i Allah mü'minlerin arasını buluyor' buyurmuşlardır.

Şikayet Masası - İbretlik Hikaye


ibretlik-hikayeler-manidar-sozler

Şikayet Masası 
Bir cemiyet için, bir millet için adâlet, insanın damarında dolaşan kan gibidir. Adâlet mekanizması sıhhatli çalışırsa, cemiyet hayatı da sıhhatli olur. Dilerseniz Hazret-i Ömer (r.a.) devrinden bir misâlle mevzûmuzu müşahhaslaştıralım.
Ashâb-ı kirâmın ileri gelenlerinden, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz'in iştirak ettiği hiçbir gazâdan geri kalmayan, bazan da Medîne'de Efendimiz (s.a.v.)'e vekâlet eden Ensâr'dan Muhammed bin Mesleme (r.a.), Hz. ömer (r.a.)'in hilâfeti esnasında onun 'Şikâyet Masası' reisi idi. Memurlarla alâklı şikâyetler bu masaya gelirdi. O, gelen bu şikâyetleri inceler, araştırırdı. Neticede şayet haksızlık yapan, adam kayıran, rüşvet alan biri ortaya çıkarsa cezalandırılırdı.
Bir defasında Medîne'de toplanan memurlara, Hz. Ömer (r.a.) nasîhat ediyor ve onları, insanlara âdil davranmaları, zulmetmemeleri hususunda îkaz ediyordu. İşte bu esnada halkın arasından, sessiz-sâkin ve kimsesiz bir adam ortaya çıktı ve:
-Beni memurlarınızdan işte şu adam, haksız yere dövdü. Halbuki suçladığı hususta benim bir kabahatimin olmadığı da sonradan anlaşıldı, diyerek dâvâcı olduğunu söyledi.
Bunun üzerine mes'ele araştırıldı... Adamın haklılığı anlaşıldı, memurun ona zulmen kırbaç vurduğu meydana çıktı.
Hz. Ömer (r.a.)'in kararı kesindi:
-Seni döven memura sen de, onun sana vurduğu kırbaç adedince vuracaksın! Amr bin Âs (r.a.) itiraz etti:
-Yâ Ömer, bundan sonra memurlarınızı insanların gözü önünde dövdürecek misiniz? Şayet böyle yaparsanız, bu tatbikat, memurlarınızın itibarını düşürür, onları iş yapamaz hâle getirir.
Hz. Ömer'in cevabı aynen şöyle oldu:
-Ben zâlimi, şu veya bu bahânelerle koruyup da, mazlûmu mâruz kaldığı zulümle başbaşa bırakmam. Kim zulmetmişse karşılığını görmeli ki, tekrarına cesaret edemesin. Böylece karar kesinleşti. Sessiz ve kimsesiz şikâyetçi adam, kendisine vurulan kırbaç adedince kırbaç vuracaktır zulmeden memura...
Bu defa Amr bin Âs (r.a.), kimsesiz olan bu şikâyetçi adama gitti ve şu teklifte bulundu:
-Sana, onun vurduğu kırbaç sayısınca altın vereyim. Bunları al, dâvandan vaz geç. Yoksa kötü niyetli bazı insanlar cesaret bulur, memurlar korkaklaşır. Neticede adâletin temini daha da güç hâle gelebilir, dedi. Mazlum ve mağdur adam da bu teklifi kabul etti: Yediği kırbaç adedince altınları aldı, dâvâsından vaz geçti. Ve böylece, idare edenlerle idare olunanlar arasındaki buna benzer haksızlıklar da son bulmuş oldu.

İbretlik-Hikaye-Evliya-Genc


ibretlik-dini-hikayeler-

EVLİYA ÇOCUK
Adamın birine hanımı balık almasını söylüyor. O da pazara gidip balık alıyor. O sırada bir çocuk yaklaşıp:
- Amca ver onu ben götüreyim, diyor.
Veriyor. Beraberce adamın evine doğru yola çıkıyorlar. Yolda ikindi ezanı okunuyor. Çocuk, beraberce namazlarını mescidde kılmalarını teklif ediyor. Adamla beraber ikindi namazlarını kılıyorlar. Beraberce eve geliyorlar. Adam karısına:
- Bu çocuk, balıkları taşımak istedi, ben de "Peki" dedim. Beraberce geldik, diye durumu anlatıyor. Karısı:
- Belki çocukcağızın canı istemiştir. Pişireyim de beraberce yeyin, diyor.
Çocuk, balığı eve bıraktıktan sonra gitmek istediyse de, balığın pişmesini beklemesini ve biraz yemesini söylüyorlar. Çocuk oruçlu olduğunu söylüyor. Bunun üzerine:
- O halde bekle de iftarı bizde yapalım, diyorlar. Bekliyor, beraberce iftar yapıyorlar. Beraberce yatsı namazını kılmak için yine mescide gidiyorlar. Döndükten sonra, "Bu gece bizde kal" diye teklif edince, çocuk bunu da kabul ediyor. Bir odada onu yatırıyorlar. Diğer odada da kendileri yatıyorlar. Diğer bir odalarında da felçli olan kızları yatmaktadır. Gece yarısı yattıkları odanın kapısı vuruluyor. Adam "Kim o?" diyence, kızı "Baba benim" diye cevap veriyor. Bunun üzerine şaşıran baba:
- Kızım sen nasıl geldin? diye soruyor. Çünkü felçli kızın oraya kadar gelmesi mümkün değildir. Kız dışardan:
- Baba kapıyı aç da anlatayım, diyor. Ve şunları anlatıyor:
- Ben geceleyin, "Yâ Rabbi bu misafirimiz hürmetine bana şifa ver" diye dua ettim. Allah benim hastalığımı alıverdi ve ayağa kalktım. Yürür oldum. Bunun üzerine misafirimize teşekkür etmek için yanına varayım dedim. Fakat baktım ki, gitmiş.
Kızın babası bu acâib hadiseyi büyük evliyalardan Mâruf Kerhî Hazretleri'ne anlattıktan sonra:
- Böyle küçük çocuklardan da evliya olur mu? diye soruyor. O mübarek Allah dostu:
- Evet, evliyanın büyüğü de küçüğü de olur, cevabını veriyor.
815 yılında Bağdat'ta vefat eden Mâğruf Kerhî Hazretlerinin kabri Dicle kenarındadır. Zamanımızda da hâlâ bir ziyaret mahallidir. Allah şefaatlerinden bizleri mahrum etme...BAŞKALARIDA OKUSUN DİYE PAYLAŞIRMISIN ?OKUDUĞUNUZ KISSA'LAR İÇİN 


LÜTFEN YORUM YAPMAYI UNUTMAYIN...
SAYFAMIZ HAKKINDAKİ OLUMLU VE YA OLUMSUZ GÖRÜŞLERİNİZİ YORUM KISMINDA BELİRTİRSENİZ MEMNUN OLURUZ..YAPILAN HER YORUM BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİDİR....

İbretlik-Hikaye--Mutlaka-Okuyunuz

harika-muthis-sozler

Okunmaya DEĞER İBRETLİK BİR OLAY LÜTFEN SONUNA KADAR OKUYALIM 
Tuğrul, annesinin sofraya getirdiği
bulgur pilavını görünce, yüzünü
buruşturdu.
-Üç gündür aynı şey anne, diye şikâyet
etti. Pilav, pilav, pilav…
Anne tabağı sofraya koyduktan sonra:
-Oğlum ne yapalım? Elimizde var mı ki
sana çeşitli yemekler pişireyim…
Paramız var mı ki istediklerini alayım…
Tuğrul gözlerini kıstı:
-Komşumuzun oğlu Ahmet’i biliyorsun
anne… Evlerinde çeşit çeşit yemek
çıkıyor. Mert de öyle, Selim de öyle…
Üstelik hiç birinin cebinden harçlığı
eksik olmuyor. Bıktım bu
parasızlıktan… Benim onlardan farkım
ne?
Annesi ağlamamak için başını arkaya
çevirdi. Üzüntü dolu bir sesle:
-Oğlum, bu elimizde olan bir şey mi?
Baban sonunda iyi kötü bir iş buldu.
Kazancıyla kıt kanaat geçinip gidiyoruz.
Hem sen başkalarına ne bakıyorsun?
Onlar kadar zengin değiliz ki biz.
-Neden olmuyoruz, neden olamıyoruz
ya?
Hışımla sofradan kalktı.
-Ben bu yemeği yemiyorum! Hep aynı
yemek! Bıktım! Pantolon desen yamalı
yırtık! Gömlek desen eski püskü! Yeter
ya!
-Oğlum Tuğrul! Nereye böyle?
Tuğrul, eskimiş, yer yer boyası
dökülmüş mon-tunu sırtına geçirirken
annesine boş gözlerle baktı, cevap
vermedi. Kapıyı çektiği gibi çıktı.
Zavallı anne bitkin ve kederli bir halde
içini çekti önce… Sonra yanaklarına
doğru birkaç damla yaş süzüldü.
Peşinden bir hıçkırık… Sarsıla sarsıla
ağlamaya başladı.
-Ya Rabbim, ne olacak bu hâlimiz
bizim? Bize yardım et.
Hem ağlıyor, hem dua ediyordu.
Zavallı kadın üzüntüsünden tek bir
lokma bile yiyemedi.
***
Tuğrul, elleri montunun cebinde
ayaklarını sürüyerek çıktı evden. Zorla
yürüyordu sanki. Bir yandan da
söyleniyordu.
-Pilavmış, para yokmuş! Herkes
hayatını yaşıyor, biz sürünüyoruz. Ah
gözün kör olsun fakirlik!
Gözleri önünde yürüyordu. Sanki
bütün herkes kendisine bakıyor ve
içten içe alay ediyordu. Sanki başını
kaldırsa onu birbirlerine gösterip alay
edeceklermiş gibi hissediyordu.
Söylene söylene parka kadar gelmişti.
Kafasını kaldırdı, oturacak bir yer
aradı. Adımlarını sürüyerek parka girdi
ve bankın birine oturdu. En azından
biraz kendine gelirdi. Gözleri, ucu
yırtılmak üzere olan ayakkabısına
takıldı. Ayaklarını hafif içeri çevirerek
gizlemeye çalıştı.
-İşe bak, dedi. Ayakkabı, ayakkabı
değil, sanki pabuç.
Bu sırada bir çocuk yanına yaklaştı.
-Boyayayım abi, dedi.
İsteksiz bir tavırla çocuğu inceledi. Eli
yüzü kapkaraydı. Elbiseleri lime
limeydi. Lastik ayakkabıları vardı.
Elindeki pabucu uzatmış, bekliyordu.
Çocuk, Tuğrul’un manasız manasız
baktığını görünce :
-Hişt abi, dedi. Boyayalım mı, dedim!
Tuğrul ezgin bezgin gözlerini
kaçırmaya çalıştı:
-Param yok ki, dedi. Hem şuna
baksana, boyanacak neresi kalmış?
Boyacı çocuk onun hâline acıdı ve
yanına oturuverdi.
-İsmin ne abi senin? diye sordu.
Tuğrul şaşkın bir tavırla ona baktı:
-Tuğrul, dedi. Ya seninki?
-Benimki de Hasan… Kötü bir şey mi
oldu abi?
Derdini soran bir dost bulmak
Tuğrul’u sevindirmişti. Anlatmaya
başladı derdini, içini döktü. Hasan işini
bıraktı, onu dinledi.
Konuşması bitince Hasan:
-Hayatımız birbirine benziyor abi, dedi.
Üstelik babam da yok benim. Evin tek
erkeğiyim. Ama hâlimden şikâyetçi
değilim. Buna da şükür. Sabahtan
öğleye kadar okula gidiyor, okuldan
gelince de boya sandığını alıp
buralara geliyorum. Günde 10-15
ayakkabı boyuyorum. Az çok bir şey
geçiyor elime. Kazandığımı da evin
masraflarına harcıyoruz. Hâlimize
şükrediyoruz. Sonuçta bizden beter
olan da var, değil mi?
Tuğrul şaşkın şaşkın bakarken Hasan
kalktı.
-Gidiyorum abi, dedi. İstersen
ayakkabını boyayayım, para almam.
-Sağol Hasan, dedi. Başka zaman
inşallah.
Hasan giderken arkasından baktı ve o
an fark ettiği durum karşısında sanki
başından aşağı kaynar sular dökülmüş
gibi hissetti. Ayakları engelliydi
Hasan’ın. Topallayarak, zar zor
yürüyordu. Oysa kalkıp gidene kadar
bunu hiç fark etmemişti. Kaldı ki,
Hasan da bundan hiç bahsetmemişti.
O an ister istemez gözleri kendi
ayaklarına gitti; koşabildiği, atlayıp
zıplayabildiği, sapasağlam ayaklarına.
Babasız ve engelli bir çocuğun
ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak için
gösterdiği bunca azim ve irade
inanılmazdı. Asıl şimdi ezildiğini
hissetti.
Öyle değil mi idi ya? Neden, şu
durumunda bile, daha beter
durumda olan, hatta bir elbise
bulamayıp tek giysiyle yaşayan, bir
dilim ekmek için çöplükleri karıştıran
kimseleri düşünerek haline şükreden
Hasan kadar olamıyordu?
- Ne kadar da aptalım, diye hayıflandı.
Hasan’ın hâline bak, şu halinde bile
boyacılık yapıyor, parasını kazanıyor,
bir de ev geçindiriyor. Bana ne oluyor?
Yok, zengin olmakmış, yok para
bulmakmış! Hem ben çalışmıyorum
da! Rahatlığı bulmuşum, daha
fazlasını istiyorum. Bana ne
arkadaşlarımdan, Mert’ten Selim’den
bana ne?
Böyle düşündüğüne sevindi. İçi
rahatlamış bir şekilde doğruldu.
Hafiften kararmaya yüz tutmuş havaya
baktı. Başını önüne eğip:
-Annemi bugün çok üzdüm, kalbini
kırdım, dedi. Gidip gönlünü alayım,
elini öpeyim.
Ve acıktığını hissetti o an. Canı bulgur
pilavı istiyordu. Bu değişikliğe hayret
etti.
Adımlarını sürüyerek, hâlinden utanç
duyarak, fakirliğe isyan ederek geldiği
yoldan, şimdi pişman bir şekilde,
haline şükrederek dönüyordu.BAŞKALARIDA OKUSUN DİYE PAYLAŞIRMISIN ?OKUDUĞUNUZ KISSA'LAR İÇİN LÜTFEN YORUM YAPMAYI UNUTMAYIN...
SAYFAMIZ HAKKINDAKİ OLUMLU VE YA OLUMSUZ GÖRÜŞLERİNİZİ YORUM KISMINDA BELİRTİRSENİZ MEMNUN OLURUZ..YAPILAN HER YORUM BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİDİR..

SAKLANAN PARA- MUTLAKA OKUYUNUZ





SAKLANAN PARA...

Adamın biri parasını sakladığı yeri unutmuştu. Ne kadar düşündü ise günlerce aramasına rağmen parayı sakladığı yeri bir türlü hatırlayamıyordu. Benim bu derdime bir çare bulursa o bulur diyerek büyük bir Zat'ın huzuruna gitti.

O zat Dediki:

Sen git bu gece sabaha kadar namaz kıl, ümit ediyorum ki, paranı koyduğun yeri hatırlarsın.”

Adam o gece sabaha kadar ibadet etmeye karar verip abdest aldı, namaz kılmaya başladı. Daha gecenin yarısı bile olmadan parayı koyduğu yeri hatırladı. Namazı bıraktı, doğru parayı koyduğu yerden alıp yattı.

Sabah olunca Büyük Zat'ın yanına gelerek (Allah senden razı olsun, bu derdime de çare buldun.
Daha gecenin yarısında parayı koyduğum yeri hatırladım) deyince, Zat, (Keşke sabaha kadar ibadete devam etseydin.

Çünkü şeytan senin sabaha kadar ibadet etmene tahammül edemediği için daha gecenin yarısında sana hatırlatmış.

Sabaha kadar da şükür namazı kılsaydın daha iyi ederdin. Sen parayı bulunca namazı bıraktın) dedi.

Kavgayı Bitirme Usulü (MUTLAKA OKUYUN)




Kavgayı Bitirme Usulü (MUTLAKA OKUYUN)

Peygamberimiz (s.a.v) bir gün ashabına, “Size cennetlik kadınların kimler olduğunu haber vereyim mi?” buyurdu.



Ashap, “Buyrun, haber verin yâ Resûlallah” dediler.


Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu saadeti hak eden kadınları şöyle tanıttı:


“Onlar kocalarını çok severler. Onlara çocuk verirler. Bir kızgınlık anında veya kendisine kötü davranıldığında ya da kocası ona kızdığında elini kocasının elinin üzerine koyar ve ona, işte elim elinde; sen benden razı olmadıkça uyku uyumayacağım’ der.”

Böyle bir kadın karşısında eriyip yumuşamayacak ve kusurun biraz da kendisinde olduğunu söylemeyecek erkek çok azdır. Kocasına karşı tevazu gösterip sabırla bu formülü uygulayan kadın dünyası da âhireti de cennet olur. 

Böyle özür dileyen bir kadının özrünü kabul etmeyen ve ona hâlâ sert davranan erkeğin de hesabını Allah görür.
| Kaynak: Taberânî, et-Kebîr, 19/140; el-Evsat, nr. 1764; Heysemî, Mecmau’z-


Zevâid, 4/312; Münzirî, et-Tergib
[Elinde sevgi sermayesi olan kimse, bunu önce en yakınlarına harcamalıdır.]
”BAŞKALARIDA OKUSUN DİYE PAYLAŞIRMISIN ?

Cok Güzel İbretlik Kısa- Mutlaka Okuyunuz



Bir gün toprakla oynayıp bâzen gülen bâzen ağlayan bir çocuğa rastladım. Önce çocuğa selâm vermek istedim. Fakat kibirden selâm vermedim. Hemen nefsime; 
"Ey nefis! Peygamber efendimiz büyüklere de küçüklere de selâm verirdi." diyerek çocuğa selâm verdim. 
Çocuk;
"Nefsin seni selâmdan men etti. Aklın ise seni selâm vermeye teşvik etti." diye cevap verdi. 
Adam :
"Sen neden toprakla oynuyorsun?" diye sordum.
Çocuk;
"Topraktan yaratıldık, yine toprağa karışacağız." dedi.
Adam :
Ben yine; "Seni bâzan ağlarken, bâzan gülerken görüyorum. Sebebi nedir?" diye sordum.

çocuk :

"Rabbimin azâb edeceğini hatırladığım zaman ağlıyorum. Rahmetini hatırladığım zamansa tebessüm ediyorum." dedi.

Adam : "Ey oğul! Senin hangi günâhın var ki ağlıyorsun?" diye sorunca,

çocuk;

Anam ateş yakarken, küçük odun olmadan, büyüklerin tutuşmadığını gördüm." diye cevap verdi."

İbretlik Kıssa - FISILTIYI DİNLE

büyüklerden nasihatler, dini bilgilendirici sözler, dini nasihatler dinle



FISILTIYI DİNLE VE TAŞI BEKLE

Genç bir yönetici, yeni Jaguar marka aracının içinde kurulmuş, 

biraz da hızlıca, bir mahalleden geçiyordu. Park etmiş arabaların 
arasından yola fırlayan bir çocuk olabilir düşüncesiyle

dikkatini daha çok yol kenarına vermişti. Bir şeyin yola fırladığını
görünce hemen

fren yaptı ama

aracı durana kadar geçen mesafede yola çocuk fırlamadı. Bunun yerine,
yepyeni arabasının yan kapısına büyükçe bir taş çarptı. Adam hızlıca frene
yüklendi ve taşın fırlatıldığı boşluğa doğru geri geri gitti. Sinirlenmiş
olan genç adam arabasından fırladı ve taşı atan çocuğu kaptığı gibi
yakında park etmiş olan bir arabanın gövdesine sıkıştırdı. Bunu yaparken
de bağırıyordu:

'Sen ne yaptığını sanıyorsun serseri? Bu yaptığın ne demek oluyor? O
gördüğün yepyeni ve pahalı

bir araba ve attığın o taşın mahvettiği yeri düzelttirmek için kaportacıya
bir sürü para ödemek zorunda kalacağım. Neden yaptın bunu?'

Küçük çocuk üzgün ve suçlu bir tavır içindeydi.

'Lütfen amca, lütfen kızmayın. Ben çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim,
bilemedim. Taşı attım, çünkü işaret etmeme rağmen diğer arabalar durmadı.'

Çocuk, gözlerinden süzülen yaşları elinin tersiyle silerek park

etmiş bir aracın arkasına işaret etti.

'Abim orada. Yokuştan aşağı yuvarlandı ve tekerlekli sandalyesinden düştü
ve ben onu kaldıramıyorum.'

Çocuğun şimdi hıçkırıklardan omuzları sarsılıyordu ve şaşkın adama

sordu:

'Onu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturtmama yardım edebilir misiniz?
Sanırım abim yaralandı ve benim için çok ağır.'

Genç yönetici ne diyeceğini bilemez halde boğazındaki düğümden yutkunarak
kurtulmaya çalıştı. Yerde yatan sakat çocuğu kaldırıp tekerlekli
sandalyesine oturttu, cebinden temiz ve ütülü mendilini çıkartıp, çeşitli
yerlerinde oluşmuş ve kanayan yara ve sıyrıkları dikkatlice silmeye
çalıştı. Bir şeyler söyleyemeyecek kadar duygulanmış olan genç adam,
abisinin tekerlekli sandalyesini iterek yavaş yavaş uzaklaşan çocuğun
ardından bakakaldı. Jaguar marka arabasına geri dönüşü yavaş yavaş oldu ve
yol ona çok uzun geldi. Arabanın yan kapısında

taşın bıraktığı iz çok derin ve net görülür şekildeydi ama adam orayı hiç
bir zaman tamir ettirmedi. Oradaki izi, şu mesajı hiç unutmamak için
sakladı: Hiç bir zaman yaşamın içinden, seni durdurmak ve dikkatini çekmek
için birilerinin taş atmasına mecbur kalacağı

kadar hızlı geçme. Allah ruhumuza fısıldar ve kalbimizle konuşur. Bazen, onu

dinlemek için vaktimiz olmuyorsa, bize taş fırlatmak zorunda

kalır.

Fısıltıyı dinle veya taşı bekle

Seçim senin

BİR GENCİN TÖVBESİ (MUHTEŞEM GERÇEK BİR HİKAYE)


ibretlik kısa hikaye, ibretlik kısa hikayeler dini, mevlana sözleri çok güzel,

BİR GENCİN TÖVBESİ (MUHTEŞEM GERÇEK BİR HİKAYE)

Allahü teâlâ, peygamberi Musa aleyhisselâma hitap edip:

"(Ey Musa! Filân mahallede, bizim dostlarımızdan biri vefât etti. Git onun işini gör. Sen gitmezsen, bizim rahmetimiz onun işini görür) buyurdu.

Hazret-i Musa, emir olunduğu mahalleye gitti.
Oradakilere:

-Bu gece, burada, Allahü teâlânın dostlarından biri vefât etti mi? diye sorunca:

-Ey Allahın peygamberi! Allahü teâlânın dostlarından hiç kimse vefât etmedi. Ama, filân evde zamanını kötülüklerle geçiren fâsık bir genç öldü. Fıskının çokluğundan, hiç kimse onu defnetmeye yanaşmıyor, dediler.
Musa aleyhisselâm:

-Ben onu arıyorum, buyurdu. Gösterdiler.
Hazret-i Musa, o eve girdi. Rahmet meleklerini gördü. Ayakta durup, ellerinde rahmet tabakları olup, Allahü teâlânın rahmet ve lütfunu saçıyorlardı. Hazret-i Musa, yalvararak münacaat etti:

-Ey Rabbim! sen buyurdun ki, o ''Benim dostumdur.'' İnsanlar ise fâsık olduğuna şahitlik ediyorlar. Hikmeti nedir?
Allahü teâlâ:

(Ey Musa! İnsanların onun için fâsık demeleri doğrudur. Ama, günahından haberleri var, tövbesinden haberleri yok. Benim bu kulum, seher vakti, toprağa yuvarlandı ve tövbe etti. Bizim huzurumuza sığındı. Ben ki, Allah'ım! Onun sözünü ve tövbesini kabul ettim. Ona rahmet ettim ki, bu dergâhın ümitsizlik kapısı olmadığı anlaşılsın!) buyurdu.

AFFET BABACIĞIM [İBRETLİK BİR KISSA]




AFFET BABACIĞIM [İBRETLİK BİR KISSA] 



Evlendiğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu.
Yine böyle bir tartışma anında; eşi, bütün bağları kopardı ve "Ya ben giderim, ya da baban bu evde kalmayacak" diyerek rest çekti... Eşini kaybetmeyi göze alamazdı.


Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası, sevdiği ve kendini seven bir eşi ve birde çocukları vardı. Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında. Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı. 

Hâlâ onu ölürcesine seviyordu.
Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu. 


Babasını yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti . Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak, böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı.

Babasına lâzım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu; "Baba bende seninle gelmek istiyorum" diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular.

Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı. Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı. Oğlu sürekli babasına "Baba nereye gidiyoruz ?" diye soruyor ama cevap alamıyordu. Öte yandan; nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor oğlu ve
torununa belli etmemeye çalışıyordu.

Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi. Sonra diğer malzemeleri taşıdı en son da babasını sırtlayarak yatağa yerleştirdi.

Tipi, adeta barakanın içinde hissediliyordu. Barakanın içinde fırtına vardı adeta. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı. Yarın yine gelir bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü.

Öyle üzgündü ki, dünya başına göçüyor gibiydi. O, bu duygular içindeyken babası, yüreğine bıçak saplanmış gibiydi. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti,
içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu.Oğlu ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın
vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu.

Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi, yanaklarını ve ellerini defalarca öptü. Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de
kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve oğlunun elini tutup hızla barakayı terk etti. Arabaya bindiler.

Oğlunu yola çıktıklarında ağlamaya başladı, neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye. Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, annen böyle istiyor diyemiyordu. Bir süre sonra Oğlu: "Baba, sen yaşlandığında ben de seni buraya mı getireceğim?" diye sorunca dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı. Barakaya ulaştığında "Beni affet baba." diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı. Oğlu: "Baba beni affet! Sana bu muameleyi yaptığım için beni affet!" diye hatasını belli ediyordu...

Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu...
"Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın... Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum."
”BAŞKALARIDA OKUSUN DİYE PAYLAŞIRMISIN ?OKUDUĞUNUZ KISSA'LAR İÇİN LÜTFEN YORUM YAPMAYI UNUTMAYIN...
SAYFAMIZ HAKKINDAKİ OLUMLU VE YA OLUMSUZ GÖRÜŞLERİNİZİ YORUM KISMINDA BELİRTİRSENİZ MEMNUN OLURUZ..YAPILAN HER YORUM BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİDİR

İbretlik Hikaye- Camasır Yıkamasını Bilmeyen Komşu




Camasır Yıkamasını Bilmeyen Komşu

Genç bir çift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine taşınmışlar. 

Sabah kahvaltı yaparlarken, komşu da çamaşırları asıyormuş. Kadın kocasına "Bak, çamaşırları yeterince temiz değil, çamaşır yıkamayı bilmiyor, belki de doğru deterjanı kullanmıyor" demiş. Kocası ona bakmış, hiçbir şey söylememiş, kahvaltısına devam etmiş.

Kadın, komşusunun çamaşır astığı her sabah aynı yorumu yapmaya devam etmiş. Bir ay kadar sonra bir sabah, komşusunun çamaşırlarının tertemiz olduğunu gören kadın çok şaşırmış. "Bak" demiş kocasına "çamaşır yıkamayı öğrendi sonunda. Merak ediyorum kim öğretti aceba?"

Adam, "ben bu sabah biraz erken kalkıp penceremizi sildim." diye cevap vermiş.

Gönül dünyanızda güzellikler varsa, baktığınız her yer aydınlık ve netse, gönül aynanızı temizlediyseniz, parlattıysanız, o aynadan yansıyan her şey güzeldir. GÜZEL BAKIN VE GÜZEL GÖRÜN..


Allah’ın Takdirine Kulun Aklı Ermez



Allah’ın Takdirine Kulun Aklı Ermez


Vehb b. Münebbih’ten rivayet edilmiştir, diyor ki: 

    - “İsrailoğullarının abidlerinden biri vardı ki, nehrin kenarındaki ibadethanesinde ibadet ederdi. Yakınında bir elbise tamir ve temizleyicisi vardı. Belinde para kemeri bulunan bir atlı gelip, kemerini ve elbisesini çıkarır. Nehirde elbisesini yıkar. Elbisesini giyer, fakat para kemerini orda unutup gider. 

    O gittikten sonra bir avcı gelip serpme ile balık avlamaya başlar. Para kemerini gören balıkçı onu alır, çekip gider. Sonra atlı gelir, para kemerini orda bulamaz. Elbise temizleyiciye: 

    “Para kemerimi burada unuttum” der. Adam: 

    “Ben onu görmedim” diye cevap verir. 

    Bu cevaba kızan atlı kılıcını çekip elbise temizleyiciyi öldürür. 

    Abid bu hali görünce, az kalsın fitneye kapılcaktı. Kendisini toplarlayan abid, Cenabı Hakk’a şöyle niyazda bulunur: 

    “Ey Yüce Allah’ım! Para kemerini balıkçı alır, elbise temizleyici öldürür.” Gece olup uyuduğu vakit, Allahü Teala abide rüyasında şöyle buyurur: 

    “Ey abid ve salih kulum, fitneye kapılma Rabbinin ilmine müdahele etme. Şunu iyi bil ki, o atlı, balıkçının babasını öldürüp malını almıştı. Para kemeri onun babasının malındandır. Elbise temizleyicisine gelince, onun sevap sahifeleri dopdolu idi. Ancak o sahifelerde günah vardı. Atlının amel defteri günahlarla dolu idi. Sevap hanesinde tek bir sevaptan başka bir şey yoktu. O elbise temizleyicisini öldürdüğü vakit, onun amel defterindeki bir tek günah silindi, atlının amel defterindeki sevab da silindi. Senin Rabbin dilediğini yapar, istediği şekilde hükmeder.”

Allah ın Her Yarattığında Bir Hikmet Vardır






Allah’ın Her Yarattığında Bir Hikmet Vardır


Adamın biri, pislik böceği görür ve: 

    - "Bu, yaradılışı çirkin pis kokulu olan bir yaratıktır. Allahü Teala’nın bunu yaratmasındaki maksadı nedir?" der. 

    Bunun üzerine Allahü Teala o adama bir çıban verdi ki, bütün doktorlar onu tedavi etmekten aciz kaldılar. Herkes yaranın iyileşmesinden ümit kesmişti ki, bir gün sokakta bağıran bir adamın sesini işitir ve onun getirilip, yarasına bakmasını ister. Kendisine: 

    - "Senin yaranı iyileştirmek en meşhur doktorlar bile aciz kaldılar, o adamın senin yaranı ne yapabilir" derler kendisine. Adam: 

    - "Muhakkak onun yanıma gelmesi lazımdır" der.

    Bunun üzerine adamı hastanın yanına getirirler. Adam çıbanı görünce, kendisine bir pislik böceği getirmelerini ister. Orada bulunanlar adamın bu isteğine gülerler. Fakat hasta başından geceni hatırlayıp, yanında bulunanlara, adamın istediğini kendisine getirmelerini söyler. Çünkü adam işin hakikatini görüyor ve biliyor" dedi. 

    Adama pislik böceği getirdiler. Böceği yakan adam, onun külünden çıbanın üzerine serpti, çıban Allah’ın izniyle hemen iyileşti. Hasta, orda bulunanlara söyle dedi: 

    - "İyi biliniz ki, Allahü Teala, mahlukatının en adi ve yaramaz olanında bile, en iyi deva bulunduğunu bana bildirmek murad buyurdu. Allah(c.c.) Hakim’dir Habir’dir...

Gafletten Hidayete


Gafletten Hidayete 

Sahabeden Amr İbnü'l Cemuh r.a. Hazretleri, İslâm'dan önce Medine'nin önde gelen şahıslarındandı. Ağaçtan yaptığı 'Menaf' adlı bir puta büyük saygı duyardı. Üç oğlu ise müslüman olmuştu.
Bir gece Amr b. Cemuh'un oğulları, bir arkadaşlarıyla birlikte Menaf'ı yerinden aldılar, götürüp bir lağım çukuruna attılar. Kimseye görünmeden de geri döndüler. Sabahleyin saygı için putuna giden Amr, onu yerinde bulamadı...

- Yazıklar olsun size! Bu gece tanrımızı kim çaldı? diye söylenmeye başladı. Bağıra çağıra, çevresine tehditler savurarak putunu aramaya koyuldu. Sonunda onu bir çukurda başaşağı devrilmiş olarak buldu. Kaldırıp temizledi, güzel kokular sürdü ve eski yerine koyarak şöyle dedi:

- Bu işi yapanı bir bilebilsem, onu perişan ederdim...

Ertesi gece gençler yine putu çalıp, bir gün önceki gibi yaptılar. Sabah olunca adam yine onu aradı ve pislikler içinde buldu. Alıp temizledi, güzelce kokulayıp yerine koydu.

Gençler ertesi gece yine aynısını yaptılar. Amr'ın sabrı taşmıştı. Yatmadan önce puta gitti, kılıcı boynuna taktı ve dedi ki:

- Ey Menaf! Bu işi sana kimin yaptığını  bilemiyorum. Şayet sende bir hayır varsa, al sana kılıç! Artık sen kendini koru!

Gençler, yaşlı Amr'ın derin uykuya daldığını anlayınca, putun boynundan kılıcı attılar. Evin dışına götürdüler ve bir köpek leşine bağlayıp bir lağım kuyusuna atıverdiler.

Adam uyanıp putunu bulamayınca, yine aramaya başladı. Bu kez de bir lağım kuyusunda, üstelik bir köpek leşine bağlı ve yüzüstü devrilmiş vaziyette buldu. Fakat bu defa onu çukurda olduğu gibi bıraktı ve şöyle dedi:

- Vallahi sen tanrı olsaydın, köpek leşine bağlı olarak bu kuyuda böyle bulunmazdın!

Amr müslüman oldu. Canını, malını ve çocuklarını Allah yolunda Rasulullah s.a.v.'in hizmetine verdi.