Hayat değiştiren ibretlik hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayat değiştiren ibretlik hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Padisah ve Cariye- ibretlik Hikaye

ibretlik-hikayeler-ibretlik-kissalar


Padisah ve Cariye- ibretlik Hikaye


Çok eski zamanlarda bir padişah vardı. Dünyada padişah olduğu gibi manevi yönden de çok üstün bir kişiliğe sahipti.
Padişah bir gün, atına binerek bazı yakınlarıyla ava çıktı. Yolda giderken bi cariye gördü. Görür görmez âşık oldu. Bir kuş kafeste nasıl çarpınırsa padişahın rubuda o şekilde çarpıyordu. Parasını vererek cariyeyi satın aldı.

Padişah arzusuna kavuştuğu için çok mutluydu ama kader bu ya, cariye hastalandı. Padişah dört bir yandan hekimleri bir araya getirdi. Onlara  Her ikimizin canı da sizlerin elinde. Onsuz hayatımın hiçbir önemi yok. Çünkü hayatımın canı odur. Dertliyim yaralıyım, hastayım, ama dermanım o . Kim onu iyileştirirse ona mercan hazinemi vereceğim. Hekimler bu uğurda canlarını feda edercesine çalışalım. Aklımızı, tecrübemizi ve bütün hünerlerimizi bir araya getirelim. Beraber düşünelim, tedaviyi beraber yapalım. Her birimiz bu zamanın İsa’sıyız her birimizde dermanların merhemi var dediler.

Gururuna kapılarak, her şeyin kendi ellerinde olduğunu sandılar. İnşallah iyi ederiz demediler. Bu nedenle Hak Teâlâ onlara insanların aciz olduğunu gösterdi.  Hekimler ne ilaç verdiyseler, tedavi için ne yaptıysalar hasta iyileşmedi. Aksine daha da hastalığı arttı.
Bu arada zavallı cariye günden güne eridi, kıl gibi inceldi. Padişahın ise gözlerinden de ırmaklar gibi yaşlar akıyordu.
Padişah hekimlerin bu hastalık karşısında aciz kaldıklarını görünce yalınayak doğru mescide gitti.

 Mihraba secdeye kapandı. Secde ettiği yer göz yaşlarıyla sırılsıklam ıslandı.  Padişah Hakk’ın huzurunda kendini kaybetti. Bir müddet sonra, battığı yokluk denizinden çıktı. Kendine geldi. Güzel bir dille Allah’a yalvardı.

Ey en az bağısı dünya mülkü, dünya padişahlığı olan Allah ım ! Ben ne söyleyeyim? Sen aciz kulunun gizlediklerini zaten biliyorsun Ey Allah ‘ım  Bütün arzu ve isteklerimizde sana sığınmamız gerekirken, biz yine yolumuzu şaşırdık. Bir cariyeye gönül verdik. Hastalanınca da, sen varken hekimlere başvurduk. Gerçi sen Ey kulum, ben senin gizlediğin bütün sırları bilirim ama sen yine onları dile getir, meydana dök buyurdun.

Padişah canı gönülden yalvararak coşkuyla dua edince; Allah’ ın lütuf ve bağışlama denizi de coştu, köpürdü.

Padişah gözyaşları içerisinde ağlayarak yalvarırken bir ara kendinden geçti. Uykuya daldı. Rüyasında bir pir gördü.  O pir padişaha ‘’Ey padişah! Sana müjdeler olsun, dileğin kabul olundu. Yarın sana garip kılıklı, çok değerli bir hekim gelecek. Hekimlikte çok bilgilidir. Doğru, emniyetli ve güvenilir bir kişidir. Onun vereceği ilaç, hiçbir sihrin tesir etmeyeceği bir sihir gibidir. Dedi.

 Padişah, rüyasında kendinse söylenen zatı, pencere önünde beklemeye başladı. Gölge içinde güneş gibi parlayan bir zat gördü. Faziletli, hünerli, bilgili birine benziyordu. Bir görünür, bir görünmez gibiydi. Sanki bir hayal, hem vardı hem de yoktu.
Kapıyı açmak için görevlilerden önce kendisi koştu. Ötelerden gelen misafirini karşıladı. Padişah da misafir de ayrı ayrı vücutlarda bir tek ruh gibi birbirlerine sarıldılar. Sanki iki can birbirine kavuşmuş bir olmuştu sanki. Padişah benim sevgilim cariye değil senmişsin işte Allah’ın hikmeti; dünyada işten iş çıkar, sebeplerden sebep doğar dedi.

Padişah kollarını açıp, o ilahi hekimi gönderen Rabbine dua etti.
Buluşma, ağırlama, hatır sorma yemek gibi işler bitti. Sonra padişah hastanın ve hastalığın durumun anlatarak onu hasta cariyenin yanına götürdü. Hekim hastanın yüzüne baktı, nabzını dinledi. Hastalığının belirtilerini sordu, sebeplerini dinledi. Diğer hekimlerin yaptığı tedaviler faydalı olmamış, iyi edeceklerine hastalığını arttırmışlar dedi.

Hekim hastalığın ne olduğunu anlamıştı, fakat padişaha söylemedi. Hüznünün ve üzüntüsünün çokluğumdan cariyenin gönül hastası olduğunu tespit etti. Hatanın bedeni sağlam, yaralı olan gönlüydü. Sonra şöyle dedi:
‘’Sarayı boşalt, içeride kimseler kalmasın. Köşede bucakta bizi kimse dinlemesin. Hastaya soracağım bazı sorular olacak. Alacağım cevaplara göre tedavimi belirleyeceğim.

Hekim istediği gibi hastayla baş başa kaldı. Yavaşça yanına yaklaşarak tatlı ve yumuşak bir sesle,
Nerelisin? Memleketini bilmem gerek. Çünkü her memleketin ilacı başka başkadır.. Memleketinde akrabalarından kimler var? Kime yakınsın? Özlediğin arkadaşların var mı? Diye sordu.
Hekim elini kızın nabzına koymuştu. Soru sorarken bir yandan da nabzını kontrol ediyordu.
Cariye; evine, efendilerine, hemşerilerine ait olayları bir bir anlatıyor, başından geçenekleri hikâye ediyordu.

Hekim bir taraftan cariyenin anlattıklarını dinliyor diğer taraftan cariyenin nabzının atışına dikkat ediyordu.
Hastanın nabzını tutmaktan maksadı; konuşma sırasında hangi isim geçtiğinde cariyenin nabzının hızlanacağını tespit etmekti. Çünkü cariyenin bazını hızlandıracak olan isim, onu sevdiği uğruna yataklara düşüren kişinin de kim olduğunu ortaya çıkaracaktı. Hekim,

‘’Kendi memleketinden nasıl çıktın? Daha önce hangi şehirde idin? Diye sordu. Cariye bir şehir adı söyledi, fakat ne yüzünün renginde ne de nabzında bir değişiklik oldu. Daha sonra sırasıyla gittiği şehirleri, orada bulunanları, oturup tuz ekmek yediği yerleri birer birer sayıp döktü, ancak durumunda bir değişiklik olmadı.

Hekim çok hoş bir şehir olan Semerkant’tan soruncaya kadar cariyenin nabzı yerindeydi ama Semerkant’ın adı geçince kızın nabzı hızlandı ve yanakları al al oldu. Çünkü o Semerkantlı bir kuyumcuya âşıktı. Ondan ayrı düşmenin ıstırabını çekiyordu.
Hekim cariyeyi yatağa düşüren derdin sebep olanını bulunca;  o kuyumcunun şehrin hangi semtinde ve hangi mahallesinde oturduğunu sordu, öğrendi. Cariye,
‘’Senin hastalığının ne olduğunu şimdi anladım. Allah’ın yardımıyla seni bu hastalıktan kurutacağım. Yalnız sakın bana anlattıklarını kimseye söyleme. Padişaha hiç söyleme. Gönlün sırlarının mezarı olsun diye tembihledi.

Hastanın yanından ayrılan hekim, doğruca padişahın yanına vardı. Meseleyi biraz ona anlatarak.

‘’Tedavisi için yapılacak olan iş, bir an önce o kuyumcunun buraya getirilmesidir. Hediye olarak altınlar ve süslü elbiseler göndererek kuyumcuyu kandır. Semerkant’tan buraya davet et’’ dedi.
Bunun üzerine padişah becerikli iki adamını Semerkant’ta kuyumcunun yanına gönderdi. Kuyumcuya hediyeler sunarak onun ne kadar namlı bir kuyumcu olduğunu namının Padişaha kadar ulaştığını söyleyerek ve kuyumcuyu sarayında görmek istediğini bildirdiler.
Kuyumcu göz kamaştıran hediyelere, gururunu okşayan iltifatlara ve vaat edilen makamların çekiciliğine kapıldı. Bulunduğu şehirden ve çoluk çocuğundan ayrılarak padişahın sarayına geldi.

Sayara gelen kuyumcuyu hekim karşıladı. Alıp padişahın huzuruna çıkardı. Padişah kuyumcuya pek çok iltifat ve ihsanda bulundu. Altın hazinesinin sorumluluğunu ona verdi. Hekim bunun üzerine;

‘’Ey büyük Sultan! O cariyeyi de bu kuyumcuya ver ki, cariye de iyileşsin’’ deyince padişah, o ay yüzlü güzel cariyeyi kuyumcuya verdi. Altı ay kadar Muratlarına erdiler. Cariye iyice iyileşti.

Daha sonra hekim kuyumcu için bir şerbet hazırladı. Kuyumcu şerbeti içince, günden güne erimeye başladı. Kuyumcu zayıflayınca, iyice çirkinleşti. Yüzü sararıp soldu. Kızın gönlüde ondan tamamen soğudu. Bir süre sonra da kuyumcu ölünce, kızın aşkı tamamen sonra erdi.
Dünyalar güzeli aşktan ve hastalıktan kurtuldu. Arınıp tertemiz oldu.

******* Evet, Sevgili Dostlar Aslında bu hikâyede anlatılmak istenenler çok manidardır. Haydi, gelin bu hikâyeye birde bu gözle bakalım.

Bu hikâyede geçen padişah ruhumuz. Cariye nefsimiz, hekim ise mürşidi kâmildir. Kuyumcu ise, dünya sevgisinin ve dünyalık arzuların sembolüdür.

Padişah i,olan ruh her bakımdan üstün özelliklerle yaratıldığı halde, cariye olan nefse gönül vermiştir.  Ruh aslının ne olduğunu hesaba katmadan, nefsinin esiri olmuştur. Nefis, yaratılış icabı gözü aşağılardadır.  Cariyenin kuyumcuya olan aşkı, nefsin dünyaya olan meylini sembolize eder. Ruh, nefsin kendisine yar olamamasından ve hastalığından dolayı üzgündür. Bunun için çare arar.  Nefsi, birçok hekime gösterir. Nefsi tedavi edemeyen hekimler, sahte şeylerdir. Ruh becerikli ve mahir bir hekim arar. O da ilahi bir yardım olarak gönderilen mürşidi kâmildir. Ruh, mürşidi kâmille karşılaşınca gerçek sevgilisinin o olduğunu anlar.  Gönül verdiği nefsin de manevi hastalıklardan kurtulmasını ister. Ruh, mürşidinin tavsiyesine uyarak nefsi, dünyevi arzularıyla buluşturulur. Bu kavuşma, nefsin maddi arzulardan bıkmasını sağlar. Mürşidin verdiği ilaçlarla dünyevi arzular tamamen yok olur. Sonuçta dünyevi arzuların ve zenginliğin sembolü olan kuyumcu yok olunca, nefis düştüğü hatayı anlar. Şehvetten ve ihtirastan kurtulur. Ruha layık, tertemiz bir sevgili olur.
Ruhlar âleminde mutlu bir yaşantısı olan ruhun, dünya âlemine geldikten sonra, maddi arzulara kapılmaktan dolayı çektiği ıstıraplar, uğradığı bela ve musibetlerle birlikte, bunlardan kurtuluş çareleri hikaye edilmiştir.


*** Umarız Bir şeyler Çıkarmışsınız dır. 

Ibretlik-hikaye-bilgeligin-ilk-adimi


Bilgeliğin ilk adımı


Bilgeliğin ilk adımı Bir zamanlar bir delikanlı bir bilgi talebi olmak istedi bana talebe olmak zordur.

Korkarım Sen bunu başaramazsın dedi bilge ama genç kararlıydı kendisinden ne isterse yapmaya hazır olduğunu söyledi ona manevi yoldaki ilk vazifesini verdi Bir yıl boyunca kim seni kızdırmaya çalışsa ona bir lira vereceksin genç denileni yaptı ve tam bir yıl boyunca kendisini öfkelendirmeye çalışan insanlara para verdi.
 Bir yılın sonunda genç bir yere geldi ve bundan sonraki vazifesini hazır olduğunu bildirdi önce şehri git ve bana biraz yiyecek  dedi Bilge genç yanından ayrılır dilenci kıyafetine birinci sadece kendisinin bildiği kısa bir yoldan gençten önce şehri ulaştı gencin geçeceğim yolu oturdu Ve onu beklediğini Tamam genç Yanından geçeceğim dilenci ona hareket etmeye başladı başkalarının diyeceğiz oğlum ne kadar aptal görüldüğünü söyledi ama geçti hiçbiri öfke işareti yoktu Tam aksine gösteren bilgi gidince şu öyle dedi Başkalarının ne dediğini aldırış etmemeyi Başaran bir kişi bilgelik yoluna adım atmış demektir eminim ki sen bundan böyle hakaretlere kaldırış etmeyeceksin ve doğru bildiğin yoldan asla şaşmayacaksın.

ibretlik-hikayeler-sevgi-dersi

Sevgi-Dersi-ibretlik-Hikaye

Sevgi Dersi- İbretlik Hikaye

Küçük oğlumuz annesine geldi ve ona elindeki kağıdı uzattı.
Annesi elini önlüğüne kuruladıktan sonra kağıdı okumaya
başladı:
Çimleri biçtiğim için 5 dolar.
Bu hafta odamı temizlediğim için 1 dolar.
Alışverişe gittiğim için 50 sent
Küçük kardeşime baktığım için 25 sent.
Çöpü döktüğüm için 1 dolar.
İyi bir karne getirdiğim için 5 dolar.
Bahçeyi temizlediğim için 2 dolar.
Toplam borç:14 dolar 75 sent.
Annesi umutla kendisini süzen oğlumuza baktı.Eline bir kalem aldı,
kağıdın arka yüzünü çevirdi ve şunları yazdı:
Seni 9 ay karnımda taşıdım,Bedava,
Hasta olduğunda başını bekledim,elimden geleni yaptım
Bedava,
Senin için dua ettim
Yıllar boyu senin için değişik nedenlerle göz yaşı döktüm
Bedava,
Senin için geceler boyu kaygı duyup,uykusuz kaldım Bedava,
Oyuncaklarını topladım,yemeğini hazırladım, giysilerini yıkadım,
ütüledim Bedava,
Ve oğlum bunların hepsini topladığın zaman gerçek
sevginin bedelinin olmadığını görürsün Bedavadır çünkü.
Oğlumuz annesinin yazdıklarını okuyunca gözleri doldu.
Annesine baktı ve “Anneciğim,seni seviyorum.”Dedi.
Sonra annesinin elinden kağıdı aldı ve büyük harflerle şunları yazdı:
“HEPSİ ÖDENMİŞTİR!”

Silahi-rahim-ana-baba-hakki

ezan-sesi-anlamli-sozler


Silâ-i Rahim ve Ana Baba Hakki

Allah Teâla (C.C.) söyle buyuruyor:
"Ey insanlar! Sizleri bir tek insandan yaratan, o tek insandan erkegi ve disiyi yaratarak bu çiftten bir çok erkek ve kadinlar üretip yeryüzüne yayan Allah'a karsi gelmekten sakininiz. O'nun adini ileri sürerek birbirlerinizden çesitli dileklerde bulundugunuz Allah'dan ve akrabalik baglarini zedelemekten çekininiz. Çünki, Allah sizin üzerinizde devamli bir denetleyicidir."
(Nîsâ Sûresi - 1)
Yine ulu Allah (C.C.) söyle buyuruyor:
"Yoksa idare yetkisi elinize geçse, yeryüzünde kargasalik çikararak ve akrabalik baglarini zedeleyerek bas mi kaldiracaksiniz?! Bu kimseler yok mu? Allah onlari rahmetinden kovarak kulaklarini sagir ve gözlerini kör etmistir."
(Muhammed Süresi. 22-23)
Hazreti Allah (C.C.) buyuruyor ki:
"O kimseler ki, Allah île vardiklari kesin sözlesmeyi bozarak Allah'in isler halde tutulmasini emrettigi münâsebet ve baglari keserler ve yeryüzünde kargasalik çikarirlar. Bu kimseler yok mu? Onlar büyük zarara ugrayanlarin ta kendileridirler."
(Bakara Süresi. 27)
Yüce Allah (C.C.) buyuruyor ki:
"O kimseler ki, Allah ile vardiklari kesin sözlesmeyi bozarlar ve Allah'in isler halde tutulmasini emrettigi münâsebet ve baglari keserler. Bunlar yok mu? Iste Allah'in laneti bunlarin üzerindedir, kötü barinak (Cehennem) da onlarin olacaktir." (Ra'd Süresi. 25)
Buhari ve Müslim'in Ebû Hureyre'den (R.A.) rivayet ettigine göre, Peygamber'imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:
«— Ulu Allah (C.C) bütün varliklari yaratti. Bitirdigi zaman, «Silâ-i Rahim» ayaga kalkarak; «Ey Allah (C.C)'im! Burasi akrabalik ve dostluk baglarini kesmekten kaygi duyanlarin makarredir» dedi. Ulu Allah (C.C) «Evet, sana riayet edene yakin olmama ve seni savsaklayanlari rahmetimden uzak tutmama razi olmaz misin?» buyurdu. Rahm: «Evet» dedi, ulu Allah (C.C) da «Öyleyse
orasi senin olsun» buyurdu, sonra dilerseniz Allah (C.C)'in su âyetini okuyunuz dedi:
"Yoksa idare yetkisi elinize geçse, yeryüzünde kargasalik çikararak akrabalik baglarini zedeleyecek bas mi kaldiracaksiniz? Bu kimseler yok mu? Allah onlari rahmetinden kovarak. kulaklanni segir ve gözlerini kör etmistir."
Bu hadis-i Tirmizi'de rivayet etmis hasen sahih bir hadisdir demistir. Ibni Mâce ile Hâkim dahi rivayet etmisler. Hâkim isnadi sahihdir demistir.»
Hz. Ebû Bekr (R.A)'den rivayet edildigine göre. Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Âhîrette çekilecek azabin yaninda cezalar öne alinarak dünyada çektirilmeyi hak eden baslica günahlar gaddarlik ile akrabalik hakkini çignemektir."
Buharî ile Müslim'in birlikte naklettiklerine göre Peygamberimiz {S. A.S.) söyle buyuruyor:
«— Akrabalik hakkini çigneyenler Cennete giremezler.»
Süfyân: «Bundan murat, silayi rahim yapmayanlardir» demistir. Güvenilir
ravilerin senedi ile imami Ahmed dahi rivayet etmistir.
«— insanogullarinin amelleri her persembe günü ve Cuma geceleri Allah (C.C)'a arzedilir, fakat akrabalik hakkini çigneyenlerin amelleri geri çevrilir.
Beyhakinin rivayetine göre Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
«— Cebrail (A.S.) bana gelerek söyle dedi:
Bu gece saban ayinin onbesinci gecesi (Berat gecesi)dir, Allah (C.C) bu gece Kelb kabilesinin sürüsündeki koyanlarin killari sayisinca kimseyi cehennemden azad eder, fakat su kimselerin yüzüne bile bakmaz:
1   — Allah (C.C)'a ortak kosanlar,
2   — Kin tutanlar,
t — Akrabahk baglarini savsaklayanlar,
4   — Kendini begenmislik ve büyüklük duygusunun alâmeti olarak elbisesinitopuklarina kadar uzatanlar,
5   — Ana-babaya karsi gelenler.
6   — Devamli içki içenler.»
Ibni Hibban ile baskalarinin rivayetinde; Peygamber'imiz (S A.S) buyuruyor ki:
«— Su üc kimse cennete giremez:
1   — Devamli içki içenler
2   — Akrabalik baglarini savsaklayanlar
3   — Büyüye inananlar.»
Ibni Ebü Dünya ile Beyhaki'nin ve kisaltilmis olarak Imami Ahmed'in rivayetinde Peygamber'imiz (S.A.S.) söyle buyurduler:
"Bu ümmetin içinden öyleteri gelecektir ki, bunlar bir gece her insan gibi yiyip içip oynayacaklar, fakat maymun ve domuz kiligina girerek sabahlayacaklar, sarsintiya ugrayip
yerin altina geçecekler veya üzerlerine tas yagacaktir."
Halk «Dün gece filân ogullari yerin dibine batti, falan dünyâperestin evi alt üst oldu» diyecektir. Lût kavminin bazi kabileleri üzerine yagdigi gibi onlarin ve evlerinin üzerine de tas yagacaktir. Hz. Âd'in bir kisim kavmini kavuran kasirga gibi bir kasirgaya tutulacaklardir. Bu âfetlerin sebebi su günahlari islemeleridir:
1   — Devamli içki içmeleri,
2   — Erkeklerin ipekü elbise giymesi,
3   — Oyuncu ve sarkici ve kadinlar edinmeleri.
4   — Faiz alip vermeleri,
5   — Akrabalik haklarini savsaklamalari."
Hz. Cabir (R.A.) buyurur. «Bir haslet daha var ki, Cafer onu unutmustur. (Taberaninin El-Evsat'ta rivayetine göre) Bir gün biz toplanmis oturuyorken karsimiza Peygamberimiz (S.A.S.) cikageldi ve bize söyle buyurdu:
«Ey müslümantar cemaati Allah (C.C)'dan korkunuz ve akrabalik haklarini gözetiniz, çünki mükâfati en çabuk veriien iyi amel, akrabalik hakkini gözetmektir.
Gaddarliktan sakinintz, çünki cezasi en çabuk verilen günah gaddarliktir, zulümdür. Ana - babaya karsi gelmekten, onlari yüzüsütü brrakmaktan sakininiz, çünki kokusu bin senelik mesafeden duyuldugu halde su kimseler. Cennetin kokusunu bile duyamazlar:
6   — Ana-babaya karsi gelenler, onlari yüzüstü birakanlar,
2   — Akrabalik haklarini savsaklayanlar,
3   — Yasli iken zina isleyenler,
4   — Büyüklük taslamak gayesi ile elbisesini yerlerde sürünecek sekilde uzatanlar,çunki büyüklük Allah (C.C)'a mahsustur.»
Isfehanî'nin rivayetine göre Cabir söyle demistir: Peygamber (S.A.S.)´imizin huzurunda oturuyorduk. O: «Akrabalik haklarini gözetmeyenler aramizda oturamazlar» dedi. Bunun üzerine bir delikanli ayaga kalkarak halkamizdan çikti ve bir teyzesine gitti, aralarinda bir kirginlik varmis, hemen orada delikanli teyzesinden afv diledi, teyzesi de onu afvettigini bildirdi, arkasindan delikanli yine aramiza katildi.
Bunun üzerine Peygamber'imiz (S.A.S.) «Aralarinda akrabalik hakkini çigneyen birisinin bulundugu topluluga Allah (C.C)`in rahmeti inmez» buyurdu.
Yukardaki hadîs, su rivayeti dogruluyor, buna göre bir gün ebu Hureyre (R.A.) Peygamber (S.A.S.)´imizden bahsederken «O, akrabalik baglarini çigneyenleri aramizdan çikarirdi» deyince orada bulunan bîr delikanli ayaga kalkti, hemen yillardan beri dargin yasadigi bir halasina gitti, onunla baristi.
Kadin yegenine davranisinin sebebini sorunca oglan da Ebû Hureyre (R.A.)'nin sözlerini anlatti, Kadin «Git, bu konuda ondan daha genis bilgi al» dedi, ogian gelip Ebû Hureyre (R.A.)'den daha genis bilgi isteyince o söyle dedi. «Çünki ben Peygamber`imizin (S.A.S.) söyle dedigini duydum: "Aralarinda akrabalik baglarini çigneyenlerin bulundugu kavimlere Allah (C.C) rahmet göndermez."
Taberanî'nin (rahimehullah) naklettigine göre (Hadiste: "Süphesiz Melekler içlerinde akrabalik hakkina riâyet etmiyenler) bulunan bir kavmin üzerine inmezler." demistir.
(Taberanî'nin sahih senediyle) Âdem'den rivayetine göre söyle demistir: «Bir gün sabah namazindan sonra Ibni Mes'ud (R.A.) bir gurup arasinda oturuyordu, bir ara söyle dedigini duydum,
«Allah (C.C) askina, aramizda akrabalik baglarini koparanlar varsa kalkip çiksin. Cünki biz Rabb'imize dua etmek istiyoruz. Oysa ki, gökyüzü kapilan akrabalik baglarini çigneyenlerin yüzüne kapalidir.»
Buhârî ile Müslim'in bildirdigine göre Peygamberimiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:
"Rahim, Ars'a asilidir ve kim beni gözetirse Allah (C.C) da onu gözetir, kim beni savsaklarsa Allah (C.C) da onu rahmetinden mahrum eder» der."
Hadisi Ebû Dâvûd'la Tirmizî de rivayet etmis, Tirmizî onun hakkinda: Hasen Sahih bir hadistir demistir. Fakat, sahihtir demesine itiraz edilerek Munkati oldugu söylenmistir. Mevsul rivayeti hakkinda Buhari hatadir demistir.
Abdurrahman Ibni Avf'in (R.A.) rivayetine göre Peygamber (S.A.S.)`imiz söyle buyuruyorken isittim demistir.
«— Ulu Allah (C.C) der ki, «Ben Allah'im, ben Rahman'im. Rahm´i yarattim ve ona kendi adimla ayni kökten türeyen bir isim verdim, onu gözeteni ben de gözetirim, onu çigneyeni ben de rahmetimden mahrum ederim.»
Imam-i Ahmed'in sahih senetle rivayetine göre: Peygamber'imiz (S. A.S.) buyuruyor ki:
"Faizin en katmerlisi, müslümanin irzina haksiz yere dil uzatmaktir. Rahm Allah (C.C)'in «Rahman» isminden türemis karsilikli bir kan yakinligidir. Bu yakinlik bagini çigneyenlere Allah (C.C) Cenneti haram eder."
Imam-i Ahmed'in kuvvetli iyi bir isnatla ve Ibni Ribba'nm Sahihinde rivayetine göre Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
«— Rahim, Allah (C.C)'in «Rahman» isminden türemis, karsilikli bir kan
yakinligidir, O der ki, «Yâ Rabb'i! Beni çignediler, ya Rabb'i beni savsakladilar. Yâ Rabb'i, bana haksizlik ettiler. Yâ Rabb'i. Yâ Rabb'i...»
O böyle sikâyet edince Allah (C.C) ona söyle cevap verir: «seni gözeteni gözetmeme ve seni çigneyeni rahmetimden mahrum etmeme razi degil misin?» der.
Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
«— Rahim, Arsa asili bir halkadir, keskin bir dil ile konusarak söyle der: Allah
(C.C)'im! Beni gözeteni sen de gözet, beni çigneyeni de rahmetinden uzak tut.» Ulu Allah (C.C da ona söyle buyurur: Ben «Rahmans ve «Rahim»`im. Rahm'e kendi adimla ayni mastardan titreyen bir isim takdim, onu gözeteni gözetirim, onu çigneyeni ben de rahmetimden uzak tutarim.» Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
«— Su üç sey Ars'a baglidir:
1            — Rahim, o der ki. «Allah (C.C)'im! Ben senin yanindayim, hiç bir zamanmünasebeti kesmem.»
2            — Emanet, o da der ki, Allah (C.C)'im! Ben senin yanindayim, hiç bir zamanhiyanet etmem.»
3            — Nimet, o da, der ki, «Allah (C.C)'im! Ben de senin yanindayim, hiç nankörlüketmem.»
Beyzaz ile Beyhaki'nin rivayetinde Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
«— Mühür Ars'in diregine asili durur. Rahim birisinden sikâyette bulundugu zaman ve kisi Allah (C.C)'in emirlerine karsi gelerek günah isledigi vakit, Allah (C.C) mührü göndererek kalbini mühürler, adam ondan sonra artik yaptigi hiç bir kötülügün farkina varmaz.»
Buhâri ile Müslim'in birlikte bildirdigine göre Peygamber'imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:
"Allah (C.C)'a ve Âhiret Gününe inananlar, misafirlerini güzel agilasinlar: Allah (C.C)'a ve Âhiret Gününe inananlar, akrabalik baglarini gözetsinler. Allah (C.C)'a ve Âhiret Gününe inananlar, ya faydali (dogru) konussunlar, yahut sussunlar."
Yine Buhârî ile Müslim'in bildirdigine göre. Peygamber'imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:
«— Geçim imkânlarinin genistemesinl ve ömrünün uzun olmasini isteyenler, akrabalik baglarini gözetsinler.»
Ebû Hureyre (R.A.) buyurur: «Peygamber'imizin (S.A.S.) söyle dedigini duydum:
«Geçim yollarinin genislemesini ve ömrünün uzun olmasini arzu eden kimse, akrabalik baglarini gözetsin»
Bu Hadis-i Buhârî ve Tirmizî rivayet etmislerdir. Lâfzi sudur: Peygamber'imiz (S.A.S.) söyle buyurmuslardir:
«Soylarinizdan akrobaya yardim edeceginiz seyi ögrenin, çünki, akrabaya yardim, ailede muhabbet, malda zenginlik, ömürde ziyadedir.» Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Ömrünün uzun olmasini, geçim imkânlarinin genislemesini ve son nefeste imansiz can vermemeyi isteyen Allah (C.C)'dan korksun ve akrabalik baglarini gözetsin.»
Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
«— Tevrat'ta der ki, rizkinin ve ömrünün artmasini dileyenler, akrabalik baglarini gözetsinler.»
Peygamberimiz (S.A.S.) buyurur ki:
«— Sadaka vermek ve akrabalik baglarini gözetmek sayesinde Allah (C.C) ömrü uzatir, son nefeste imansiz can vermsk tehlikesini uzaklastirir, istenmeyen ve korkulan ihtimallerden uzak kalmayi temin eder.»
Ebû Ya'lâ'nin (rahimehullah) iyi bir isnatla Hasan kabilesinden biri söyie der: «Bir gün Peygamber'imizin {S.A.S.) yanina vardim. Kendisi ashabindan birkaç kisi ile beraberdi. «Allah (C.C)'in Rasülü oldugunu ileri süren sen misin?» diye sordum.
O. «Evet, benim» cevabini verdi. Bu cevabi üzerine O'na «Ya Rasûlallah, Allah (C.C) katinda en degerli amel nedir?» diye sordum. «Allah (C.C)a iman etmektir» dedi. «Ya Rasûlallah sonra arkasindan ne gelir» diye sordum. «Akraba baglarini gözetmek» diye cevap verdi.
Arkasindan «Ya Rasûlallah, Allah (C.C)'in en sevmedigi ameller hangileridir?» diye sordum. «Allah (C.C)'a ortak kosmaktir» dedi. «Ya Rasûlallah sonra?» dedim. «Akrabalik baglarini çignemektir» diye cevap verdi. «Yâ Rasûlallah, doha sonra?» diye sordum. «Iyiligi emrederek kötülükten ala-koymaktir» diye cevap buyurdular.
Buhâri ile Müslim'in birlikte naklettiklerine göre, seyahatlerinin bîrinde
Peygamber'imizin (S.A.S.) önüne bir çöl bedevisi çikti, devesinin dizginini yahut yedegini tutarak «Yâ Rasûlallah. beni Cennete yaklastiran ve Cehennemden uzaklastiran amel nedir, söyie» dedi. Peygamber (S.A.V)'imiz bu soruya önce cevap vermeyerek arkadaslarinin yüzüne bakti ve «bu adam, gerçekten muvaffak oldu, yahut gerçekten dogru yola geldi» dedi. Cöl bedevisine Peygamber
(S.A.V)'imiz «ne demistin» diye sordu. O da tekrarladi bunun üzerine Peygamber (S.A.V)'imiz çöl bedevisine su cevabi verdi. «Cehennemden uzaklasp Cennet'e yaklasmak istiyorsan varligina ortak kosmaksizin Allah (C.C)'a kulluk edeceksin, namazi dosdogru kilacaksin, malinin zekâtini vereceksin ve akrabalik baglarini gözeteceksin. Simdi devemin dizginini birak de yoluma devam edeyim» buyurdu. Cöl bedevisi arkasisi dönerek yoluna koyulunca Peygamber (S.A.V)'imiz arkadaslarina «bu adam eger kendisine verdigim emirlere uyarsa Cennet'e girer» dedi.
Taberanî'nin güzel bir isnatla bildirdigine göre. Peygamber'imlz (S.A.S) söyie buyuruyor:
"Ulu Allah (C.C) dünyaya geldiklerinden beri kendilerine buguz ederek yüzlerine bakmadigi bir kavimle bir ülkeyi onarir ve geçim imkânlarini gelistirir."
Sahâbîler «Bu nesIL olur, yâ Rasûlallah» diye sorarlar. Peygamber'imiz (S.A.S.) bu soruya «Bu kavmin akrabalik baglarini gözetmeye yönelmesi sayesinde» diye cevap buyururlar.
Ahmed Ibni Hanbel'in (rahimehullah) güvenilir Raviler senediyle rivayet ettigine göre Peygamberimiz (S.A.S.) söyie buyuruyor:
«— Tatli huya ve müsamahaya sâhib olan kimse, dünya ve âhiretten en yararli payini, akrabalik baglarini gözetmeyi, iyi komsuluk ve huy güzelligi almis demektir. Bunlar ülkeleri kalkindirir ve ömürleri uzatir.»
Yalniz bu hadiste inkita vardir.
Ebu Seyh, Ibni Hibban ve Beyhâkî'nin {Allah (C.C) onlardan razi oisun) bildirdigine göre, Peygamber'imize (S.A.S.) «insanlarin en hayirlisi kimdir» diye sordular, Peygamber (S.A.S.)'imiz bu soruya «Allah (C.C)'dan en cok çekinenler, akrabalik baglarini en titiz sekilde gözetenler, dogruyu emredip egrilikten alakoyma görevine en fazla önem verenler» diye cevap buyurdular.
Taberanî ve Ibni Hibban'a göre, sahabîlerden Ebû Zerr (R.A) söyle der. «Dostum Rasûlallah, bana su iyi huylari edinmemi tavsiye etti:
1   — Bana, kendimden daha zenginlere degil, daha fakirlere bakmami tavsiye etti,
2   — Yoksullari sevmemi ve onlara yakinlik göstermemi tavsiye etti,
3   — Küsmüs olsan bile akrabalar arasinda akrabalik baglarini gözetmemi tavsiyeetti»
4   — Allah (C.C) yolunda hiç bir kimsenin beni kinamasindan çekinmememi tavsiyeetti,
5   — Aci da olsa gerçegi söylemekten geri durmamami tavsiye etti.
6   — Sik sik «la havle ve lâ kuvvete illâ billah» dememi tavsiye etti; çürki bucümle, Cennet hazinelerinden biridir.»
Buhârî ile Müslim'in ve baskalarinin bildirdigine göre Peygamber (S.A.S.)'imizin eslerinden biri olan Hz. Meymune (R.A), Rasûlullah (S.A.S.)'a danismadan kendisine ait oian bir cariyeyi azad eder. Meymune (R.A)'nin nöbet günü gelince «yâ Rasûlallah (S.A.S.), ben cariyemi azad ettim» diye bildirir.
Peygamber'imiz (S.A.S.) «Sen bunu yaptin mi?» diye sorar. Hz. Meymune (R.A) «Evet» diye cevap verir. Bunun üzerine Peygamber (S.A.S.)'imiz ona «Onu azad edecegine dayilarindan birine bcgislasaydin daha cok sevap kazanirdir.» diye buyurur.
Ibni Hibban ve Hakimin rivayet ettigine göre adamin biri bir gün Peygamber ´imize (S.A.S.) gelerek «Büyük bir günah isledim, benim tevbem kabul edilir mi? diye sorar. Peygamber (S.A.S.)´imiz adama «Annen sag mi?» diye sorar, adam «Hayir» diye cevap verir. O zaman Peygamber (S.A.S.)´imiz «Peki, teyzen var mi?» diye sorar, adam «Evet, var» deyince. «O halde git ona iyilik et» buyurur.
Buhari ve baskalarinin bildirdigine göre Peygamber'imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:
"Akrabalarindan gördügü yakinliga ayni yakinligi göstererek karsilik veren kimse, akrabalik baglarini gözetmis sayilmaz. Akrabalik baglarini gözeten kisi, arayi açan akrabalar ile münâsebetleri tazeleyen kimsedir." Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
«— Sakin, eger baskalarindân iyilik görürsek biz de onlara karsi iyi davraniriz, bize haksizlik eden otursa, biz de mukabil bir hâksizlik ile onlardan öcümüzü aliriz, diyen beyinsizler güruhundan olmayiniz. Kendinizi baskalarindan gördügünüz iyilige iyilik ile cevap vermeye ve size yapilan haksizliklara baska bir haksizlikla cevap vermemeye alistiriniz.»
Müslim'in bildirdigine göre sahabelerden biri bir gün Peygamberimize (S.A.S.) gelerek der ki, «Yâ Rasülallah, benim bir kaç akrabam var. Ben bunlar ile olan baglarimi gözetiyorum, onlar ise aramizdaki akrabalik hakkini çigniyorlar. Ben onlara karsi iyi davraniyorum, onler bana karsi kötü hareket ediyorlar. Ben onlara karsi nezâket gösteriyorum, onlar bana kabalik gösteriyorlar- ne yapmami tavsiye edersiniz?»
Peygamber (S.A.S.)'imiz adama söyle cevap verdi: «Eger durum dedigin gibi ise, sen onlarin yüzüne kizgin kül serpiyorsun demektir, böyle davranmaya devam ettikçe onlara karsi Allah (C.C)'in destegini yaninda bulursun.»
Peygamber'imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:
«— Sadakanin en faziletlisi, içinden düsmanlik besleyen bir akrabaya verilenidir.»
Bu hadis, yukarida gecen «akrabalik baglarini savsaklayanlara karsi yakinligi tazeleyenlerden bahseden hadisi teyid etmektedir.
Taberanî ve Hakim'in naklettiklerine göre Peygamber'imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:
«— Su üç huy kimde bulunursa Allah (C.C) onu kolay bir hesaplasmadan sonra Cennete gönderir.»
Sahâbilerin «Bu huylar nelerdir?» diye sormalari üzerine Peygamber'imiz (S.A.S.) su cevabi buyurdular:
1   — Eger sana vermeyene sen verirsen,
2   — Akrabalik baglarini çigneyenlere yakinlik göstermeye devam edersen.
3   — Sana karsi haksiz davrananlarin kusurlarini bagislarsan, bu üç huyun sahibiisen, Allah (C.C) seni Cennete koyar.»
Ahmed Ibni Hanbel'in (rahimehullah) naklettigine göre Ukbe Bin Âmir (R.A.) der ki, «Bir gün Peygamber (S.A.V)imiz ile karsilastim, elini tutarak «Yâ Rasûlallah (S.A.V), bana en faziletli amellerin hangileri oldugunu söyle» dedim. O bana söyle cevap verdi. «Ya Ukbe, aranizdaki akrabalik baglarini çigneyenlere yakinlik göstermeye devam et, sana vermeyene sen ver, ve sana haksizlik edenin kusurunu bagisla.»
Hakim'in rivayetine göre. Peygamber (S.A.V)'imiz sözünü söyle bitirir; «Dinle, ömrünün uzun olmasini ve geçim imkânlarinin genislemesini isteyenler, akrabalik haklarini gözetsinler.»
Taberaninin rivayet ettigine göre, Peygamber'imiz (S.A.S.) bir sahâbiye söyle buyurdu:
«Dinle, dünya ve Âhiretin en soylu huylarini sana söyleyeyim mi: Aranizdaki akrabalik baglarini çigneyenlere yakinlik göstermen, elini bos çevirenlere senin vermen, sana karsi haksizlik edeni bagislamanda.»
Yine Taberâni'nin baska bir rivayetine göre Peygamber'imiz (S.A.S.) söyle buyurmustur:
«— Faziletlerin en üstünü aranizdaki akrabalik baglarini çigneyenlere yakinlik göstermeye devam etmen, seni bos çevirene vermen, sana karsi çirkin ve incitici söz kullananlarin kabaligini bagislamandir.»
Beyzaz'in rivayetine göre: "Size, Allah (C.C)'in dereceleri ne ile yükselttigini göstereyim mi?" demis.
Yine Taberâni'nin rivayetine göre ise söyle buyurmustur:
«— Dinleyin, Allah (C.C)'in ülkelere seref bagislamasina ve kullarin derecelerini yükseltmesine vesile olan huylari size bildireyim mi:
Ashâb. «Bildir Yâ Rasûlallah. (S.A.S.)» dediler.
«1 — Sana kaba davranani hos görmen,
2   — Sana Haksizlik edenlerin kusurlarini bagislaman.
3   — Sana vermeyene vermen.
4   — Akrabalik baglarini çigneyenlere yakinlik göstermendir.» buyurdular.
Ibni Mâce'nin rivayet ettigine göre, Peygamber'imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:
«— Sevabi en erken verilecek olan iyilikler, ana - babaya iyilik ve akrabalik baglarini gözetmektir. Buna karsilik ilk cezasi verilecek olan kötülükler de basta ana - baba olmak üzere baskalarina karsi haksiz davranmak ve akrabalik baglarini çignemektir.»
— 147 —
Taberanî'nin rivayet ettigine göre Peygamber´imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:
"Âhirete ait olani sakli tutmak üzere cezasi öne alinarak dünyada iken verilmeye en lâyik kötülükler, akrabalik baglarini çignemek, emanete karsi hainlik etmek, ve yalan söylemektir.
Buna karsilik sevabi en erken verilecek iyilik de akrabalik baglarini gözetmektir. Oyle ki, bir âilenin mensuplari hep fasik olurlar da akrabalik baglarim gözetmek sartiyle mallarinin çogaimasmi isterler ve sayıları çoğalır."


Okumadan-gecme-dini-hikaye

dini-ibretlik-hikayeler


İbrahim Havvas (raimehullahu) anlatıyor: Bir gün Likâm dağında idim. Bir nar ağacı gördüm, canım çekti, ondan bir nar kopararak yar-dım, ekşiymiş, elimden attım ve yoluma devam ettim. Az ileride birini gör-düm, yere serilmiş ve üzerine arılar üşüşmüştü.
Adama selâm verince «aleykümselâm, ya İbrahim» diye cevap ver-di. «Beni nereden tanıyorsun» diye sordum. «Allah'ı tanıyanlara hiç bir şey saklı değildir» karşılığını verdi. Ona «anlaşılan Allah ile münasebetin var, şu arılardan seni kurtarmasını O'ndan istesene» diye takıldım.
Bana şu cevabı verdi, «ben de senin Allah ile münasebetin olduğunu sanıyordum. Asıl kendin, nar düşkünlüğünden seni kurtarmasını istesene! Nar düşkünlüğünün acısını insan ahirette çeker, oysa arı sokmasının acı-sı dünyadadır. Öte yandan arı sokması vücudu incittiği halde azgın arzu-lar, iğnelerini kalbe batırırlar.»
Bana ağır, fakat faydalı bir ders veren adamı kendi halinde bıraka-rak yoluma devam ettim.» .
Nefsin aşırı arzuları padişahları köle yaptığı gibi sabır da köleleri pa dişahlığa yükseltir. Hz. Yusuf (A.S.) sabrı sayesinde Mısır meliki oldu. Bu-na karşılık Züleyha, nefsinin azgın arzusu yüzünden, Hz. Yusuf'a (A.S.) karşı duyduğu aşkı gemleyemediği için zavallı, düşkün, yoksul, yaşlı ve gözlerinden mahrum bir duruma düştü.
Ebul Hasan Errazi'nin (rehimehullahu) anlattığına göre,ölümünden iki yıl sonra babasını rüyasında görür, üzerinde katrandan bir elbise var-dır. Ona sorar, «babacığım, niye seni cehennemliklerin kılığı içinde görü-yorum.»
Babası «yavrum, nefsim beni cehenneme sürükledi! Sakın nefsine al-danma» der.
Şairin biri bu konuda şöyle der:
Başıma dört belâ sarıldı.
Sapıklığım ve iradesizliğim yüzünden düştüm pençelerine:
Şeytan, dünya, nefsim ve sonu olmayan arzular. ' Hepsi de düşmanım, acaba kurtuluş nasıl?
İhtiras ve kuruntuların karanlığında
Nefsimin beni sonu olmayan arzulara çağırdığını görüyorum.»
. .
Hatem'ül Asam (rehimehullahu) der ki, «nefsim ayakbağım, ilmim silâhım günahım hayal kırıklığım ve şeytan da düşmanımdır. Nefsimin ar-zusuna, hiç bir zaman, uymam.»
Ehli marifetten bir zatın şöyle, dediği nakledilir: Cihad üç türlüdür. Birincisi kâfirlerle savaşmaktır ki, bu zahirî cihad'dır. Ulu Allah'ın «Allah yolunda cihad edenler...» âyet-i celilesinde, cihadın bu çeşidine işaret edilmiştir (20).
İkinci çeşit cihad ilimle ve inandırıcı deliller ile batılın taraftarlarına karşı verilen cihaddır. «En iyi usulle onlara karşı koy» âyet-i kerimesi, bu çeşit cihada işaret eder. (21)
Üçüncü çeşit cihad, kötülüğü emreden nefse karşı verilen cihaddır. Bunun hakkında Allah şöyle buyurur:
—Bizim uğrumuzda cihad edenlere yollarımızı gösteririz» (22).
Peygamber'imiz (S.A.S.) de bu konuda şöyle buyurur:
— En faziletli cihad, nefse karşı verilen cihaddır.»
Nitekim sahabîler (Allah onlardan razı olsun) kâfirlere karşı verilen bir savaştan dönünce «küçük cihaddan büyük cihada döndük» derlerdi.
Nefse, şeytana ve azgın isteklere karşı verilen cihada «büyük cihad» ismini vermelerinin sebebi şudur: Nefse ve azgın arzulara karşı verilen ci-had aralıksızdır, oysa kâfire karşı arasıra savaş verilir. Öte yandan cephe savaşçısı düşmanını görür, fakat şeytan görünmez, görünür düşmana karşı cihad vermek, görünmez düşmanla cihad etmekten daha kolaydır.
Bir de şeytana karşı savaşırken onun, senin nefsinde bir destekçi-si vardır, bu destekçi nefsin azgın arzularıdır, oysa ki kâfirlerle yapılan savaşta onların senin nefsinde öyle bir yardımcıları yoktur, bu yüzden şeytana karşı verilen cihad daha çetindir.
Yine savaşta kâfir öidürürsen zafer ve ganimet elde edersin, kâfir seni öldürürse şehitlik rütbesi ile cennet kazanırsın. Halbuki şeytanı öl-düremezsin, ama eğer o seni öldürecek olursa Allah'ın cezasına çarpı-lırsın.
Nitekim derler ki: «Savaşta atını elinden kaçıran kimse düşmanın eline düşer, buna karşılık imanını yitiren kimse Allah'ın gazabına uğrar, böyle bir şeyden Allah'a sığınırız!...»
Diğer yandan, kâfirlerin eline esir düşen kimsenin elleri boynuna bağlanmaz, ayaklarına pranga vurulmaz, aç ve çıplak bırakılmaz. Oysa Allah'ın öfkesine muhatap olan kimsenin yüzü kara olur, elleri boynuna kelepçelenir, ayakları ateşten prangalara vurulur, yediği ateş, giydiği ateş ve içtiği ateş olur.
_______________________________
(20)   Kur'an-ı Kerim/Maide Suresi, 54
(21)   Kur'an-ı Kerim/Nah! Sûresi, 125

(22)   Kur'an-ı Kerim/Ankebut Sûresi, 69